in , , ,

İklim Kaygısı Gezegenimiz İçin Zararlı Olabilir Mi?

İklim kaygısı müthiş derecede yaygın. Durumu değiştirebilecek kadar çok sayıda insan halihazırda gezegen için kaygılanıyor ve kaygı tek başına tüm sorunları çözmeye yetmiyor.

Amerikan Psikoloji Derneği “eko-kaygı” (eco-anxiety) adlı kavramı “çevresel felaketlere karşı hissedilen kronik korku” olarak tanımlıyor. Birçok insan bu korkuyu paylaşıyor.

ABD’de yaşları 8 ila 16 arasında değişen insanlar arasında yapılan 2020 tarihli bir ankete göre katılımcıların yüzde 73’ü gezegenin şu anki durumu için endişeleniyor. İklim krizinin teşkil ettiği tehlikeler hakkında kaygılanan Amerikalıların sayısı ise 2009 yılından bu yana yüzde 44 oranında artış gösterdi. Katılımcıların üçte ikisi yaşanan iklim değişikliğinden tedirgin ve bu oran her gün yükseliyor.

Kaygının politik kökenleri

Pennsylvania ve Londra Üniversitesi’nin birlikte yaptıkları araştırmaya göre, bir toplumsal sorunun çözülmesi için, toplumun yüzde 25’inin o sorunu önemsemesi yetiyor. Öyleyse neden toplumun hissettiği iklim endişesi büyük değişikliklere yol açmadı?

Birçok kişinin sahip olduğu ilerlemeci anlayışa göre çözüm daha fazla insanın iklim değişikliğini önemsemesini sağlamak; ancak buna gerek yok. İklim endişesi müthiş derecede yaygın ve durumu değiştirebilecek kadar çok sayıda insan halihazırda gezegen için kaygılanıyor.

Sorunun cevabı bu kavramın içinde yatıyor olabilir. Belki de iklim kaygısı denilen bu konsept, insanları, ihtiyaç duydukları değişimi başlatmaları için harekete geçirebilmekten acizdir. Bilim yazarı Britt Wray’ın da öne sürdüğü gibi, bu kavram insanların sahip olduğu kaygıları hastalık olarak yaftalayıp depolitize ederek ekonomik, tarihsel ve sosyal bağlamından uzaklaştırıyor, böylelikle yaşanan sorunlar sadece ruhsal sağlık kategorisinde değerlendiriliyor.

Bireylerin yaşadığı iklim kaygısını, ekonomik ve sosyal sistemleri sorgulamadan hafifletmeye çalışmak, sorunun sebeplerini değil semptomlarını çözmeye yönelik bir çaba olduğu gibi sorumluluğu da bireylerin omuzlarına yüklüyor.

İklim kaygısı” kavramıyla ilgili ikinci bir sorun ise, iklim değişikliğinin önüne geçmek adına bulunulması gereken eylemleri ateşleyebilmek için fazla muğlak olması. Durumu düzeltmeye yönelik herhangi bir adım atamıyoruz çünkü kendimizi yetersiz hissediyoruz. İnsanların iklim değişikliğini bir risk olarak algılayabilmesi genellikle zordur, çünkü yaşadığımız gerçeklik için fazla büyük, fazla uzak ve çok ileri geleceğe ait bir problemdir – sanki onu bir tehdit olarak görmeyelim diye özel olarak tasarlanmış gibi. Artan sıcaklıklar, olağandışı hava olayları, yükselen deniz seviyesi ve COVID’e benzer bulaşıcı hastalıklar gibi etkilerini hissediyor olsak da iklim krizinin kendisi görülmez bir fenomendir. Bu yüzden tam olarak ne hakkında endişelendiğimizi, dolayısıyla ne yapmamız gerektiğini anlayabilmek epey zordur. Diğer bir deyişle bu hikayedeki kötü  adamın kim olduğunu kestiremiyoruz. İklim, İsveçli aktivist Greta Thunberg’in dediği gibi gece evimize giren veya evimizi ateşe veren bir hırsıza benzemiyor.

Shutterstock

İklim krizi, kirlilik, hastalık, adaletsizlik ve göç

Salgın ile birlikte gördük ki, öldürücü bir virüsü, yani etkilerini daha kısa sürede deneyimlediğimiz bir tehlikeyi bile tam olarak anlayamayabiliyoruz; o halde iklim değişikliği konusunda hiç umut yok mu?

İklim krizinden bahsederken kirlilik, hastalık, adaletsizlik, göç gibi sonuçlarına değinmek bir çözüm olabilir. İklim değişikliğini göklere uzanan devasa bir ağaç gibi düşünün: sorunu daha algılanabilir kılmak için çok sayıdaki dallarından sadece birine odaklanmayı deneyebiliriz. Bu sayede etki alanımızda olan ve mücadele edebileceğimiz bir şeyler varmış gibi hissedebiliriz.

Sorunla başa çıkamakta yetersiz hissetmek, kayıtsız kalmamıza, nihilist davranmamıza, çaresiz hissetmemize ve ruh sağlığı uzmanlarının “amigdala kaçağı” dediği bir problem yaşamamıza sebep olabilir.

Sürekli olarak alarm durumunda olmak, beynin hayatta kalmayı isteyen bölümlerini, yani “savaş, kaç, ya da don” içgüdüsünü tetikler, böylelikle beynin mantıklı tarafı saf dışı kalır.

Güçsüz hissediyor olmamız hiç de şaşırtıcı değil: haberlere anında ulaşabiliyoruz (ki birçoğu konu iklim değişikliği olduğunda felaket tellallığı yapıyor) ve doom-scrolling (kötü haberleri okuma / izleme) bağımlılığımız yüzünden önümüzdeki sorunları savaşmaya değmeyecek kadar büyük görüyoruz. İçinde yaşadığımız gerçeklik kötü olsa da kıyametin kaçınılmaz olduğuna inanmak kendi kendini doğrulayan bir kehanete benziyor. Aslına bakacak olursak bir ordu dolusu insan iklim değişikliğini hayal edebileceğimiz her türlü açıdan ele almaya çalışıyor; çünkü birçoğumuz gibi sürekli olarak haberlere maruz kalmıyorlar.

Endişeleri eyleme dönüştürmek

Endişe, dünyanın dört bir yanındaki insanların ekolojik yıkımlara verdiği anlaşılabilir ve sağlıklı bir tepki. Ancak bu duygu, bireysel endişeler ve kitlesel eylemler arasında otomatik olarak bir bağ kurmuyor; çünkü birçoğumuz, siyasi gelişmelere bir topluluk olarak nasıl dahil olacağımızı ve hissettiğimiz rahatsız edici duyguları kolektif çalışmalarımızda nasıl kullanacağımızı bilmiyoruz.

Bize eylemlerimizin önemsiz olduğunu hissettiren prangalardan kurtulup negatif duygularımızı bir topluluk inşa etmek adına kanalize etmeliyiz.

Bunu yapmak için tıpkı bizler gibi üzerinde bir zorunluluk hisseden, iklim değişikliği ve diğer sosyal sorunlar arasındaki bağlantıyı görebilen ve endişelerini eyleme dönüştürmek isteyen diğer insanlarla iletişime geçebiliriz. Okullardaki, mahallelerdeki ve iş yerlerindeki yardımlaşma ve sürdürülebilirlik programları kapsamında birçok topluluk, hem ulusal hem de lokal düzlemde varlıklarını sürdürebilir.  Çevrenizdeki yeşil alanların erişilebilir olması için çalışabilir, hobi bahçelerine katkıda bulunabilirsiniz. Yaşadığınız yöreye uygun pratikleri uygulayabilir, iklim adaleti için savaşan gençleri destekleyebilirsiniz.

Grist / Amelia Bates

Bulunduğumuz noktadan başlamalı, sahip olduğumuz yetenekleri kullanmalı ve mücadele veren topluluklara ve gruplara dahil olmalıyız. Eylem odaklı bir topluluk kurmak, başarımızın ölçütü olmalı. Hemen şimdi bunu yapabiliriz. Değer verdiğimiz şeyleri beslemek için çalışmak bize durumu kontrol edebildiğimizi hissettirir – ki bu da endişenin panzehridir.

Hissettiğiniz iklim endişesini muazzam iyilikler yaratmak için kullanabilirsiniz. Gezegenimiz, elden ayaktan kesilecek kadar kaygılı olmanıza değil dirençli davranmanıza ihtiyaç duyuyor. O halde zihinsel sağlığınıza dikkat ederek gezegen üzerindeki hayatın kurtulmasına yardımcı olabilirsiniz.

Çeviren: Bilge Çay

Ana görsel: Grace Heejung Kim

Kaynak: Los Angeles Times

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Kitap Köşesi: Netflix ve Yenilenme Kültürü

Aşı Şüpheciliğinin Uzun ve Çalkantılı Tarihi