in , ,

Toksik Olumlamanın Tersi

“Trajik optimizm”, yani insan varlığının kaçınılmaz trajedileri esnasındaki anlam arayışı, bizler için karanlıktan kaçmaktan ve “pozitif” kalmaktan çok daha iyi.

Minnettarlığın gücü” ve sahip olduklarınızın farkında olmanın önemi hakkında sayısız kitap yazılmıştır, ancak bu duygu, elinizdekilerin yetersiz hissettirdiği koronavirüs salgını sırasında bir avuntudan ibaret gibi görülebilir. Üstelik hayatın karanlık taraflarına bakmayı reddetmek ve rahatsız edici deneyimlerden kaçınmak zihinsel sağlığınıza zarar verebilir. “Toksik olumluma” nihayetinde gerçekliğin inkarıdır.

Küresel bir salgının ortasında bir insana “pozitif kal” demek, gelişmek için karşısına çıkan bir fırsatı kaçırması anlamına geldiği gibi büyük ihtimalle sadece geri tepecek ve ona kendisini daha kötü hissettirecektir. Kaliforniya Üniversitesi’nde minnettarlık üzerine araştırmalar yapan Robert Emmons konuyla ilgili şunu söylüyor:

“Hayal kırıklıklarının, hüsranın, kayıpların, acıların, engellerin ve mutsuzluğun hayatın bir parçası olduğunu inkar etmek hiç gerçekçi değil ve savunulacak bir tarafı yok. Ne kadar olumlu düşünmeye çalışırsak çalışalım bu gerçeği değiştiremeyiz.”

Toksik olumlamanın panzehiri ise; soykırımdan kurtulan, varoluşsal-hümanist psikolog Viktor Frankl’in literatüre kazandırdığı bir kavram, yani “trajik optimizm”. Trajik optimizm, insan varlığının kaçınılmaz trajedileri esnasında bir anlam aramayı, bu zor zamanlarda ise çok daha gerçekçi şeylerin arayışında olmayı beraberinde getiriyor. “Travma sonrası gelişim” üzerine çalışan araştırmacılar, insanların birçok yönden gelişebileceğini dile getiriyor -örneğin hayatın ve ilişkilerinin değerini anlıyor, hissettikleri şefkat, fedakarlık ve yaratıcılık artıyor, güçlü yönlerini daha iyi kullanabiliyor, ruhsal gelişim ve hayattaki amaçları yönünde bir büyüme gösteriyorlar. Şunun farkında olmak önemli ki gelişime yol açan şey travmatik bir olayın kendisi değil (kimse COVID-19’a karşı bir minnettarlık hissetmiyor). Olayların nasıl algılandığı, yaşananlarla birlikte dünya görüşlerinin nasıl değiştiği ve olaylar esnasında ve sonrasında anlam bulmaya yönelik aktif bir arayış insanları geliştiriyor.

Şükretmenin iyileştirici gücü

İllüstratör: Leon Zernitsky

Geçtiğimiz yıllarda bilim insanları şükretmenin travma sonrası gelişimi gerçekleştiren en önemli faktörlerden biri ve iyileştiren bir güç olduğunu kabul etmeye başladı. Gerçekten de depresyon, anksiyete ve madde kullanım bozukluğu risklerinin azalması gibi zihinsel sağlığa dair birçok olumlu ilerleme düzenli olarak şükretmekle ilişkili.

İnsanların iyileşebilme gücü olağanüstü olduğu gibi hafife de alınıyor. 2020 yılının Mart ve Mayıs ayları arasında gerçekleştirilen bir çalışmada, 5 yüzden fazla insan arasında anket düzenlendi. Bu çalışmaya göre salgının oldukça korkutucu geçen ilk ayları esnasında bile katılımcıların yüzde 56’sından fazlası kendini minnettar hissediyordu ki bu da diğer olumlu duygulara kıyasla yüzde 17 daha fazla bir orandı. Daha minnettar olduklarını söyleyenler aynı zamanda daha mutlu olduklarını dile getirdiler. Üstelik daha bile fazla insan -katılımcıların yüzde 69’u- gelecekteki iki ila üç ay arasında daha minnettar hissetmeyi beklediğini söyledi.

Minnettarlığa giden yollardan birinin, her ne kadar bazen farkına varamasak da, zor koşullara maruz kalmak olduğuna inanıyorum. Hayatın getirdiği birçok mütevazi nimete çoğu kez sonsuza kadar sahip olacağımızı düşünüyoruz. Ne de olsa insanların adapte olmaya ve stabil durumlara alışmaya yönelik doğal bir eğilimi var. İnsanlar, ellerindeki nimetin hiçbir garantisi olmadığını anladıklarında bu nimetlere şükran duymaya başlıyorlar.

Yazar G. K. Chesterton’ın da dediği gibi “Bir şeyin olmayabileceğini anlayana kadar o şeyin var olduğunu idrak edemiyoruz.”

Gerçekten de birçok çalışma, zor koşullarla karşı karşıya kalan insanlarda hayata dair duydukları şükran duygusunun arttığı ve en kadirbilir insanlardan bazılarının akıl almaz derecede zor deneyimler yaşadığı sonucunda. A Network for Grateful Living adlı kuruluşun yöneticisi Kristi Nelson, henüz 33 yaşındayken ölümle burun buruna geldi; kanser teşhisi aldıktan sonra birden fazla ameliyat geçirdi, kemoterapi ve radyasyon tedavileri gördü. Nelson, o günlerde bütün bunlara rağmen minnettar olabilmek için her fırsatı değerlendirdiğini söylüyor:

“Hastanede tüm arkadaşlarımdan ve ailemden ayrı düşmüş, çeşit çeşit seruma bağlanmış, acıyla boğuşuyordum. Her gün odama gelen hemşireler, teknisyenler, doktorlar ve temizlikçiler vardı. ‘Ya artık tüm dünyam buysa? Ya sahip olduğum her şey buysa?’ diye düşündüğümü hatırlıyorum. ‘Eğer öyleyse,’ dedim sonra, ‘Her zaman bu insanları sevebilirim.’”

Nelson, memnun olma durumu -anlık bir duygu- ile şükran duyma -başımıza gelen bir şeye bağlı olmayan, hayata bağlanmak için seçtiğimiz bir yol- arasındaki farka değiniyor. İnsan olmanın getirdiği şeylerden biri de geçmişte çektiğimiz acıları unutup şu anki hayatımızı cepte görmeye başlamamız. Ancak Nelson’ın dediği gibi, “Asıl iş unuttuğumuzdan daha fazla hatırlamak.

Varoluşsal memnuniyet

Minnettarlık üzerine araştırmalar yapan Lilian Jans-Beken ve varoluşsal pozitif psikolog Paul Wong, insanların, hayatın sadece olumlu taraflarına değil tüm taraflarına şükran duyma eğilimlerini ölçmek için  “Varoluşsal Memnuniyet Ölçeği” hazırladı. Bu ölçek aşağıdakiler gibi maddeler içeriyor:

  • Acı çektiğim zamanlar bile hayatıma dair şükran duyuyorum.
  • Zorluklarla başa çıkabilmemin bir sonucu olarak içimde sahip olduklarım arttığı için minnettarım.
  • Hayatımdaki insanlar için minnettarım, bana acı çektirenler için bile.
  • Hayat bana çok zalim davransa da uğruna yaşayacak bir şeye sahip olduğum için şükran duyuyorum.
  • Tüm krizler bana gelişmem için bir fırsat sunuyor, bu yüzden minnettarım.
  • Acı çekerek şükretmenin önemini anladım.

Araştırmacılar, varoluşsal memnuniyetin, daha yüksek “spiritüel mutluluk” (bir kişinin ruhsal hayatının iyiliği) ile ilişkili olduğu sonucuna vardı. Minnettarlığın ve spiritüelliğin, hem anksiyete hem de depresyona karşı koruyucu elementler olduğunu düşündüğümüzde bu sonuç oldukça önemli.

Minnettarlığı narsistik bir kişisel gelişim aracından fazlası olarak görmek isteyenler için şükretmenin spiritüel özü büyük öneme sahip. Minnettarlığın sadece kişinin kendisine hizmet ettiği, diğerlerinin çektiği acılara rağmen sadece benim hayatım ve benim şükranlarımı takdir etmeye yönelik olduğu düşüncesi sıklıkla düşülen bir hata. Ancak Emmons’un ve Yale Center for Emotional Intelligence’ta çalışan psikanalist Robin Stern’in dediği gibi;

“Gerçek minnettarlık başkalarıyla mutlu olmaktır. Nihai amacı, bir kişinin vermek için yollar arayarak elde ettiği iyiliği başkalarına yansıtmaktır.”

Gerçekten de salgın esnasındaki minnettarlığı araştıran araştırmacılar, daha çok şükran duyan insanların diğerlerine yardım etmeye daha meyilli olduğunu keşfetmişti.

Halinizden memnun olmak gelip geçici bir duygudur. Ancak minnettarlık veya “varoluşsal memnuniyet” hayatınızın iyisiyle kötüsüyle tümünü etkiliyor. Sizden istediği tek şey, yaşadığınız tüm olaylarda -küresel bir salgında bile- saklı olan faydaları ve sizi geliştirecek fırsatları aramak. Emmons’ın International Meaning Conference’ta söylediği gibiMinnettarlık, her şey yolundayken basacağınız bir düğme değildir; sizi zifiri karanlıkta da aydınlatır.

 

Çeviren: Bilge Çay

Kaynak: The Atlantic

Ana Görsel: Sandy Thurlow

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Kapitalizm Bizi Yalnızlaştırıyor

Pandemide Aşı Karşıtlığına Dair Yaygın İddialar