in , , , ,

Aşı Şüpheciliğinin Uzun ve Çalkantılı Tarihi

Aşı hakkındaki yanlış bilgi salgınının iki yüzyıldan bile eskilere dayandığı bir gerçek. Kolonyal dönem Amerika’sında yaşanan çiçek hastalığı salgınından günümüzdeki koronavirüs pandemisine kadar aşının ve aşı karşıtlığının uzun tarihi boyunca tekrar eden birçok motif var.

Aşı, tıbbın en büyük mucizelerinden biri. Ancak tarih boyunca küçük fakat oldukça yüksek ses çıkaran bir topluluğun itirazlarına ve yanılgılarına maruz kaldı.

Aşılar hakkındaki yanlış bilgi salgını tam olarak ne zaman başladı? Jenny McCarthy 2007 yılında The Oprah Winfrey Show adlı programa çıkıp oğlunun aşı yüzünden otizmli olduğunu iddia ettiğinde mi? Yoksa aşı karşıtı hareket, Facebook ve Twitter gibi sosyal ağlar sayesinde iletmek istediği mesajı daha büyük kitlelere yayabildiğini, böylece bünyesine yeni üyeler katabildiğini keşfettiğinde mi?

Cevabı bulmak için daha eskilere gidelim – iki yüzyıldan bile eski bir tarihe…

Edward Jenner, 1700’lü yılların sonunda çiçek aşısını bulduktan kısa bir süre sonra aşı karşıtı hareket patlak verdi. Daha eski bir tarihte, aşının atası diyebileceğimiz ve o zamanlar inokülasyon veya variolizasyon olarak bilinen buluşlara karşı da toplumda benzer korkular ve yanlış kanılar oluştu.

Aşıya karşı öne sürülen spesifik düşüncelerden bazıları yıllar içerisinde evrildi. Kitapçıklardan tutun online videolara kadar bu görüşleri desteklemek için kullanılan araçlar ise daha bile büyük bir değişime uğradı. Ancak, kolonyal dönem Amerika’sında yaşanan çiçek hastalığı salgınından günümüzdeki koronavirüs pandemisine kadar aşının ve aşı karşıtlığının uzun tarihi boyunca tekrar eden birçok motif var.

Anketler, aşılanmamış ABD’li yetişkinlerin yaklaşık dörtte birinin aşıya hala tereddütle yaklaştığını gösteriyor. Ancak, COVID-19’a karşı sürü bağışıklığına ulaşmaya çalışırken, karşı karşıya olduğumuz bu sorunun, yeni değil geçmişten günümüze uzanan bir mesele olduğunu hatırlatmakta fayda var.

1721: İnokülasyon Girişimleri ile Düşman Edinmek

Boston’ın çiçek hastalığı salgını ile boğuştuğu günlerde, ünlü Püriten papaz Cotton Mather, çocukken inoküle edildiğini söyleyen Batı Afrikalı köle Onesimus’tan inokülasyonun nasıl yapıldığını öğrendikten sonra bu uygulamayı ateşli bir şekilde savunmaya başlar. İnokülasyon yapılırken, deride açılan bir deliğe enfekte olmuş yara kabuğu veya iltihap sürülür ve insanlar bilinçli bir şekilde enfekte edilir; bu sayede yaşayacakları hafif bir enfeksiyonun ardından hastalığa karşı bağışıklık kazanırlar.

İnokülasyon, çiçek hastalığına karşı tesirli bir silah olsa da Afrika kökenli olduğu için verilen ırkçı tepkiler ve Tanrı’nın iradesine karşı gelindiğini savunan düşünceler gibi birçok sebep yüzünden oldukça tartışmalı bir uygulama olarak görülür.

Çoğu insan tarafından inokülasyon ile ilişkilendirilen Mather, inokülasyon karşıtlarının gazabına uğrar – öyle ki, içlerinden birisi Mather’ın penceresinden içeri bir bomba atar. Bombanın yanında bir de not vardır: “Cotton Mather, seni köpek, lanet olsun sana! Seni bununla inoküle edeceğim, hastalık kapasın.” 

1796: Aşının ve Aşı Şüpheciliğinin Doğuşu

İngiliz doktor ve bilim insanı Edward Jenner, insanları çok daha az tehlikeli bir hastalık olan inek çiçeği hastalığı ile enjekte etmenin, onları çiçek hastalığından da koruyabileceğini keşfeder. Jenner’ın bulduğu aşı, ismini “inek” anlamına gelen Latince kelime “vacca”dan alır. Aşı yaygınlaştıkça ve zaman zaman yasa tarafından zorunlu kılındıkça, tarihin ilk aşı karşıtı hareketi de doğmuş olur. Sonraki aşı karşıtı görüşlerde olduğu gibi, bu hareket de tıbbi bilimlere şüpheyle yaklaşan fikirlerden ve zorunlu aşının kişisel özgürlüğü ihlal ettiği inanışından beslenir.

Aşının inek gibi bir büyükbaş hayvanla bağlantılı olması da kötü ününü artırır. Dönemin zeki karikatüristlerinden James Gillray, bir doktoru ve yeni aşılanmış hastalarını çizdiği karikatürüyle (“The Cow-Pock—or, the Wonderful Effects of the New Inoculation!”) toplumdaki endişeleri hicveder.

Bu çizimde, küçük inekler, aşılanan insanların vücutlarından ve eteklerinden tıpkı birer tümör gibi dışarı fışkırmaktadır.

1866: Aşı Karşıtları Bir Araya Geliyor

Büyük Britanya, dünyaya aşıyı hediye ettikten sonra organize aşı karşıtı hareketlerin ilk merkezi haline gelir. Sonradan “Ulusal Aşı Karşıtları Derneği” adını alacak olan Zorunlu Aşı Karşıtları Derneği, 1866 yılında kurulur. 1875 yılında düzenlenen bir toplantıda, genel görüşlerini özetleyen bir önerge kabul edilir: Bu toplantıda kanaat getirilmiştir ki aşı ”kanunsuz, bilime aykırı, lüzumsuz ve bedbaht” bir uygulamadır; aşıyı zorunlu kılan yasa, siyaset bilimini ihlal etmekte olup Britanya’nin ardından Birleşik Devletler’de de aşıya şüpheyle yaklaşan insanlar; Amerika Aşı Karşıtı Derneği (1879), New England Zorunlu Aşı Karşıtları Derneği (1882) ve New York Aşı Karşıtları Derneği (1885) gibi yapılar kurmaya başlar. Mücadeleleri, birkaç eyalette yürürlükte olan zorunlu aşı yasalarının sonunu getirir.

1918: İspanyol Gribi Aşısı Henüz Ortada Yok; Fakat Aşıya Dair Endişeler Mevcut

İspanyol gribi denen ve tüm dünyaya yayılan hastalık, çeşitli tahminlere göre yarım milyar insana bulaşır ve 17 ila 100 milyon insanın ölümüne sebep olur. Elbette bilim insanları bu hastalıkla savaşmak için bir aşı geliştirme girişiminde bulunur ancak başarılı olamazlar. Fakat aşı karşıtları, prototip aşıların test edilme fikrine bile öfke ile yaklaşırlar. Lowalı bir kayropraktik uzmanı, bir gazeteye verdiği tam sayfa ilanda “Üzerinizde deney yapılmasını mı istiyorsunuz?” diye haykırarak aşı karşıtlarının korkularını alevler.

1954: Winchell Paniğe Yol Açıyor

Dr. Jonas Salk’ın geliştirdiği, tıp dünyasında çığır açıcı nitelikte olan çocuk felci aşısı ülke çapında 1.8 milyon çocuk üzerinde denenirken nüfuzlu köşe yazarı ve yayıncı Walter Winchell, radyo programında, denek olarak kullanılan maymunların öldüğünü ve aşının “öldürücü olabileceğini” söyler. Bu iddialar, Winchell’in şöhreti sayesinde gazetelere manşet olur ve yaklaşık 150 bin aile çocuklarının testlere katılması için verdiği izni geri çeker. Kamu sağlığı görevlileri, gazete editörleri ve Salk, Winchell’ın suçlamalarını süratle geri püskürtür.

Ne var ki Winchell geri adım atmayarak aşıyı alaylarına konu olan düzmece kanser tedavilerine benzetir ve yüzde 99 koruyuculuk ihtimalinin bile yetersiz olduğunu söyler. Yine de testler devam eder, aşı üretim için onaylanır ve insanların hayatını karartan çocuk felci vakaları bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azalır.

1955: Aşı İle İlişkili Gerçek Bir Sağlık Krizi

Salk’ın aşısı onaylandıktan sonra altı ilaç şirketi üretim haklarını alır. Bu şirketlerden biri olan, Kaliforniya, Berkeley menşeili Cutter Laboratuvarları, canlı virüs barındıran 120 bin doz aşıyı yanlışlıkla piyasaya sürer. Bu dozlar yüzünden çocuk felci vakaları azalacağı yerde 10 kişinin öldüğü ve çoğu çocuk olan 200 insanın felç kaldığı yerel çaplı bir salgın başlar. “Cutter Olayı” denen bu hadiseden sonra Birleşik Devletler’deki cerrahlar, aşılama programının geçici olarak durdurulması için genel bir çağrı yaparlar; böylece aşılama oranları düşer. Ancak kamuoyu güveni tekrar inşa edilir ve 1960 yılında çocuk felci salgınının kontrol altına alınması adına büyük gelişme kaydedilir.

İllüstrasyon: Stuart Kinlough / Ikon Images

1972: Tuskegee Deneyinin Sonuçlarına Takılıp Kalanlar

ABD Haber Ajansı muhabiri Jean Heller, hükümetin yürüttüğü araştırma projesine dair gizli belgeleri yayınlayınca ülkede büyük sansasyon yaratır. Heller’ın haberine göre, Alabama Tuskeege’de yaşayan ve frengi geçiren siyah erkeklere, hastalığın etkileri üzerine çalışmalar yapılabilsin diye teşhisleri bildirilmemiştir. Çalışmaların sürdüğü 40 yıl boyunca, 128 denek frengiden veya frengi ile bağlantılı komplikasyonlardan dolayı hayatını kaybeder, 40 deneğin eşi bu hastalığa yakalanır ve 19 çocuk bu hastalıkla doğar. Skandalın korkunç sonuçlarından biri de, Birleşik Devletler hükümetinin siyah topluluklara bilinçli olarak AIDS yayışı gibi komplo teorilerine kanıt olarak sunuluyor olmasıdır.

Günümüzde bazı uzmanlar, siyah Amerikalıların  aşılama gibi hükümet tarafından yürütülen sağlık çalışmalarına karşı takındıkları şüpheci tavrı açıklarken, bu şüphenin tüm sebebinin Tuskegee deneyi olduğunu öne sürerek durumu basite indirgiyor. (Ayrıca siyahlar COVID-19 aşısına karşı şüphe duyan münferit bir grup değil.)

1979: Aşılanma Korkusu İçin Yeni Bir Yasa

1970’li yıllarda, Aşıdan Zarar Gören Çocukların Aileleri Derneği (Association of Parents of Vaccine Damaged Children) adındaki İngiliz çıkar grubu, çocuklarının çeşitli hastalıklara karşı aşılandıktan sonra beyin hasarı gibi korkunç sağlık sorunlarından muzdarip olduğunu söyler. İddiaları, bazı tıbbi topluluklar tarafından destek gördüğü gibi konunun kamu tarafından bilinirliği arttıkça ailelerin çocuklarını boğmacaya karşı aşılama isteklerinde bir düşüş görülür.

Birleşik Krallık hükümeti ilk başta, çocuklarının aşı tarafından zarar gördüğünü iddia eden ailelere tazminat ödemeyi reddetse de tazminatın aşılama oranını arttırabileceği düşüncesi, 1979’da, Aşı Hasarı Ödemesi (Vaccine Damage Payments Act) denen bir mevzuatın çıkarılmasına yol açar. Kanun, aşılama oranlarının zamanında artmasını sağlayamayacak kadar geç çıkarılmış ve 1978 ve 1979 yıllarında büyük bir boğmaca salgını yaşanmıştır, ancak günümüzde hala geçerlidir.

1998: The Lancet Yalan Bilgi Yayıyor

İngiliz tıp dergisi The Lancet, yaygın bir şekilde kullanılan kızamık, kabakulak ve kızamıkçık (MMR) aşılarının, otizmli çocukların sayısında görülen büyük artış ile ilişkili olabileceğini ileri süren bir çalışma yayınlar. Çalışmanın başyazarı Andrew Wakefield, aşılamanın durdurulması çağrısında bulunur. Wakefield’in araştırması, verilerin çarpıtıldığını ve ortada bir çıkar çatışması olduğunu gün yüzüne çıkaran araştırmacı gazetecilerin haberleri ile başa çıkamaz ve güçten düşer. The Lancet 2004 yılında araştırmayı geri çeker; Wakefield ise 2010 yılında meslekten men edilir. Ancak ailelere aşıladığı korku devam etmekte olup diğer aşı karşıtları tarafından beslenmiştir.

2005: RFK Jr. Aşı ve Otizmi Bağdaştırıyor

Kennedy’lerin oğlu aktivist Robert F. Kennedy Jr., Hem Rolling Stone hem de Salon tarafından yayınlanan “Deadly Immunity” adlı bir makale yazar. Bu makaleye göre, bir zamanlar çocuk aşılarında kullanılan, timerosal adındaki cıva bazlı koruyucu maddenin otizm teşhislerindeki büyük artışa sebep olduğu “gerçeği”, gittikçe büyüyen bir komplo ile gizlenmektedir. Salon, kısa bir süre sonra birçok düzeltme yapar; 2011 yılında ise makaleyi yayından kaldırır. Kennedy, yazıdaki çoğu hata için editörleri suçlar. Bu esnada; timerosal 2001 yılında neredeyse tüm çocuk aşılarından kaldırıldığı halde otizmli çocukların sayısı hala yükseliştedir.

2007: Jenny McCarthy Bir Ünlüler Kampanyası Başlatıyor

Oyuncu, model ve televizyon siması Jenny McCarthy, The Oprah Winfrey Show adlı televizyon programında oğlunun otizmini konu alan kitabından bahseder – ki McCarthy, bu duruma kızamıkçık aşısının sebep olduğuna inanmaktadır. McCarthy, Larry King Live ve The Ellen DeGeneres Show gibi diğer programlarda da iddialarına devam ederek Andrew Wakefield’in saygınlığını yitirmiş teorilerini desteklemeyi sürdürür. Bu programların sunucuları ise McCarthy’in iddialarına tepkisiz kalır.

McCarthy’nin art arda ekranlarda boy göstermesinin ardından Jim Carrey (McCarthy’in o zamanki erkek arkadaşı), Jessica Biel, Toni Braxton, Bill Maher, Rob Schneider, and Alicia Silverstone gibi ünlüler de aşı ile otizmin bağlantılı olduğunu öne sürerler. (Ancak McCarthy’nin aksine genellikle aşı karşıtı olarak yaftalanmaya itiraz ederek sadece tehlikeli aşılara cephe aldıklarını söylerler.)

2015: Twitter, “Aşı Seçimleri” İçin İrtibat Noktası Haline Geliyor

Disneyland’de yaşanan kızamık salgının ardından Kaliforniya’daki kanun yapıcılar, ailelerin kişisel inançlarını öne sürerek okullardaki ve kreşlerdeki aşı zorunluluklarına uymamasını yasaklamak için bir kanun tasarısı teklif ederler. Bunun ardından Twitter’da; kanun yapıcıları, lobicileri ve doktorları hedef tahtasına oturtan ve yasa tasarısına muhalif olan sesler duyulmaya başlar. İnternet araştırmacıları Renee DiResta ve Gilad Lotan, yaptıkları analizde bu tweet’lerin, dahil oldukları “aşı karşıtları” hareketini “güvenli aşı destekçileri” olarak yeniden pazarlamak isteyen grupların koordine -ve genellikle doğrudan taciz içeren- saldırısı olduğu kanısına varır. (Kanun yine de kabul edilir.)

2016: Wakefield Belgeselci Oluyor

Gözden düşmüş İngiliz doktor Andrew Wakefield, Vaxxed: From Cover-Up to Catastrophe adlı bir belgesel yönetir. 1998’deki çalışmalarının konularını ele alan belgesel, bir komplonun kızamıkçık aşısı ve otizm arasındaki bağlantıya dair kanıtları örtbas ettiği suçlamalarında bulunur.

Vaxxed, başta Tribeca Film Festivali’ne kabul edilip festival kurucularından biri olan Robert De Niro tarafından savunulsa da De Niro tartışmalarından ardından pişman olup davetiyeyi geri alır. 2019 yılında Vaxxed II: The People’s Truth adında, Robert F. Kennedy Jr.’ın baş yapımcısı olduğu bir devam filmi çekilir.

İllüstrasyon: Ana Kova

2019: Pinterest Aşı Karşıtlarına Göz Açtırmıyor

Facebook, Twitter ve YouTube gibi sosyal medya devleri aşı karşıtlarının yaydığı yanlış bilgilere karşı “bırakınız yapsınlar” ideolojisi takınmaya devam etse de Pinterest’de kamu politikası ve sosyal etki yöneticisi olarak çalışan Ifeoma Ozoma, şirketin radikal derecede farklı bir yön alması için önayak olur. Pinterest, ilgili aramaları engelleyerek ve “Aşı karşıtı olmaktan gurur duyuyorum. Bu senden sadece daha zeki olduğum değil aynı zamanda daha zeki kalacağım anlamına gelir” gibi meme’lerin olduğu pinleri silerek aşı karşıtlığını savunan içerikler ile canla başla savaşır. (Ozoma daha sonra Pinterest’te süregelen ırkçılık ve kadın düşmanlığına maruz kaldığını söyleyerek istifa eder.)

2019: Kızamığın Dönüşü

Kızamığa karşı aşılama Birleşik Devletler’de 1963 yılında başlar ve öyle başarılı olur ki Dünya Sağlık Örgütü, 200 yılında hastalığın ülkeden tamamen silindiğini ilan eder. Ancak 19 yıl sonra, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri ABD’de 1282 kızamık vakasının görüldüğünü bildirir. Bu sayı, 1992 yılından beri görülen en yüksek vaka sayısına işaret etmektedir. Vakalar dünya çapında da 23 yıldır kaydedilen en yüksek sayılara ulaşır. ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Başkanı Doktor Anthony Fauci gibi uzmanlar, vaka sayısındaki endişe verici artışın, insanların aşılanmadığı bölgelerdeki azalmış sürü bağışıklığı yüzünden meydana geldiğini söyleyip hastalığın geri dönüşü için aşı karşıtı hareketi doğrudan suçlarlar.

2020: COVID-19, Bill Gates ve 5G

COVID-19 aşısı yoldayken, komplo teorisyenleri, aşı karşıtlığının üzerine inşa edildiği elementleri daha kompleks iddialarla harmanlar – tabii ki Microsoft kurucularından olan Bill Gates, elektronik takip etme ve 5G teknoloji gibi özneler de bu iddialarda kendilerine yer bulur. NPR için çalışan Monika Evstatieva’nın yayınladığı bir rapora göre, oldukça dolambaçlı ve muazzam derecede yalan bir teori, COVID-19 salgınının kasıtlı olarak başlatıldığını, bu sayede Gates ve dünya çapındaki diğer elitlerin içlerine çip yerleştirilen aşılarla insanları 5G teknolojisi kullanarak gözetleyebileceğini öne sürer.

2021: RFK Jr., Instagram’dan Atılıyor

Sosyal ağlar aşı hakkındaki yalan haberleri daha ciddiye almaya başlayınca Facebook,  “koronavirüs ve aşılar hakkında yanlışlığı ispat edilmiş iddialar paylaştığı için” Robert. F. Kennedy Jr.’ı engeller.

Ancak Kennedy’nin Facebook’taki ve Twitter’daki hesaplarında, COVID-19 aşısının sözüm ona olumsuz etkileri hakkındaki endişelerini belirttiği gönderileri hala internette mevcuttur.

Sosyal medya devlerinin diğer türden yanlış bilgelere karşı attığı tüm adımlarda olduğu gibi, aşı karşıtı içeriğe karşı bulundukları eylemler de kapsayıcı olmaktan oldukça uzak. Üstelik problemin büyümesine o kadar uzun süredir izin verildi ki şirket politikalarının değiştirilmesiyle durdurulması zor bir momentum kazandı. Halk sağlığına yönelik bu tehdidi ortadan kaldırabileceğimizi düşünmek güzel olurdu – ama tarih, bunun öylece yok olup gitmeyeceğine dair büyük kanıtlarla dolu.

Çeviren: Bilge Çay

Kaynak: Fast Company

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İklim Kaygısı Gezegenimiz İçin Zararlı Olabilir Mi?

E-posta Bizi Mutsuz Ediyor