in , , , ,

Yanlış Bilgilere İnanmak Neden Bu Kadar Cazip Geliyor?

Kriz anlarındaki bilgi kirliliğine dair bildiğimiz bazı şeyler var: İnsanlar sadece edindikleri bilgileri işlerken zorluk yaşamıyor; aynı zamanda bir şeylere, herhangi bir şeye inanmak için de büyük bir arzu duyuyor.

Görmeyi beklemediğimiz şeylerin internette karşımıza çıkması oldukça yaygın deneyimlenen bir şey. 2017 yılının kış aylarında keşfettiğim Putin şeklindeki kedi oyuncağı, benim için bu deneyimlerin doruk noktasıydı. 

Ancak her keşif bu kadar keyifli olmuyor. Koronavirüs salgınının pençesinde geçirdiğimiz son bir buçuk yılda internete her girdiğimizde pek de hoş olmayan şeyler keşfeder olduk. “Plandemic” adındaki sosyal medyada viral olmuş kısa film de bunlardan biri. Bu film, diğer pek çok şeyin yanında, maskelerin virüsü etkin hale getirdiğini ve koronavirüs aşısının milyonlarca insanın ölümüne sebep olacağını öne sürüyor. Bu internet keşifleri arasında her yerde karşımıza çıkan bir komplo teorisi de var – Bill Gates’in milyonlarca Amerikan vatandaşına aşı yoluyla mikroçip takabilmek için koronavirüsü kendi eliyle ürettiği. 

Bu iddialar büyük ihtimalle haddinden fazla yayıldı, fakat koronavirüs ile ilgili daha az radikal olan diğer yanlış bilgiler de internette dolaşmaya devam ediyor. Örneğin bazı insanlar hala maskelerin virüsten korumadığına ve çocukların bu hastalığa yakalanmadığına inanıyor. İnsanların bu dedikoduları neden doğru bellediği anlaşılabilir bir şey; özellikle güvenilir kaynakların henüz salgın başlamamışken söylediği şeyleri hesaba katarsak.   

Pandemiden infodemiye

Olaya nasıl bakarsanız bakın, yanlış bilgiler ve komplo teorileri endişe verici bir hızla yayılıyor. Öyle ki Dünya Sağlık Örgütü şu an bir “infodemi” yaşadığımızı ilan etti. İnfodemi, ”enformasyon” ve ”pandemi” kelimelerinden türetilmiş, salgınla birlikte yoğunlaşan bilgi kirliliğine işaret eden bir kavram. Gerçekten de Amerika’da yapılan bir ankete göre insanların yüzde 23’ü virüsün kasten üretildiğine inanıyor (Sadece yüzde 6’sı bir laboratuvar kazası sonucu ortaya çıktığını söyledi).

Yanlış bilgi yayılımı çoktandır had safhadayken ve insanların virüs hakkındaki görüşleri gittikçe politize olurken, hastalık hakkındaki yalan iddiaların politize olma hızı da artacak ve her geçen gün daha da tutkuyla bağlandığımız siyasi görüşümüze paralel düşen görüşlere inanmayı daha çekici kılacak. 

Çocuğumuz büyük ihtimalle yukarıdakiler gibi komplo teorilerini ciddiyetle okumuyoruz; ancak birçok insan hastalığın yayılışı ve tedavisi ile ilgili yanlış bilgilerin kurbanı oluyor. Bu oldukça tehlikeli şeylere sebep olabilir – örneğin insanların, gümüşün tedavi edici olduğuna veya koyu ten renginin enfekte olmaktan koruduğuna inanması gibi.

Kriz ve kaygı

Peki yanlış bilgi kriz anlarında neden bu kadar cazip geliyor? Bunun basit denebilecek en az birkaç açıklaması var. Bunlardan biri, insanların kriz anlarında anormal derecede endişeli olduğu. Bu oldukça anlaşılır bir durum. Anksiyete bozukluğu olan insanlar, aşırı derecede endişeli oldukları zaman endişelerini gidermek için umutsuzca bir yol aradıklarını ve bu yolun kendilerini bazen tuhaf yerlere getirdiğini söyleyeceklerdir. 

İnternetteki korkunç “tavşan deliklerinin” altında işte bu yatıyor. Paniklediğinizde anksiyeteniz sizi internette nereye götürüyorsa oraya gidiyorsunuz ve tuhaf şeylere ulaşıyorsunuz. Bunun büyük bir sebebi çok endişeli olduğunuzda beyninizin muhakeme yapan yerlerinin iyi çalışmaması ve edindiğiniz bilgileri yeterince açık bir şekilde değerlendirememeniz. 

Diğer bir sebebi de benzer şeylere yol açan dikkat dağınıklığı. Dikkatimiz ne kadar dağınıksa yalan iddialara inanmaya o kadar meyilli oluyoruz. Endişe içinde yaşamak, hiç bitmeyen dikkat dağınıklığını beraberinde getiriyor – sanki gördüğümüz her şeyin üzerinde ince bir tül var ve o şeylerin ne olduğunu zar zor çıkarabiliyoruz. 

İnanma arzusu

Ancak her şey bundan ibaret olamaz değil mi? Özellikle, tuzlu suyun hastalığa iyi geldiği gibi inanılmayacak kadar saçma olan iddiaları düşündüğümüzde… İşte bu noktada anlamamız gereken şey şu: İnsanlar sadece edindikleri bilgileri işlerken zorluk yaşamıyor; aynı zamanda bir şeylere, herhangi bir şeye inanmak için de büyük bir arzu duyuyor.

Yanlış bilgi büyüsünün işe yarayabilmesi için bilgiyi alan tarafın (veya mağdurun) duyduklarına inanmak istemesi gerekiyor.

Neden gerçek olmayan şeylere inanmak isteyelim ki, diye düşünebilirsiniz. Olağanüstü durumlar, bunu istememiz için bir fırsat sunuyor. Koronavirüs salgını örneğinde olduğu gibi, sorularımıza bulduğumuz cevapların birçoğu kesin değil. Neden bunlar oldu? Nasıl durdururuz? Sona ermesi ne kadar sürecek? Bu sorulara verebileceğimiz bazı cevaplar var; ancak şu anki gibi sürekli olarak değişen durumlarda hiçbir şey kesin değildir.

İnsanlar, belirsizlik içinde yaşamaktan o kadar rahatsız oluyor ki hiçbir şey bilmemek yerine gerçeği uydurmayı tercih ediyor. 

Karşılaştığımız her durumda böyle davrandığımızı söylemek istemiyorum. Eğer bilgi sahibi olmadığım bir şey söz konusuysa – örneğin çamaşır makinesini tamir etmek gibi – ancak bu konu hakkındaki cahilliğimin benim için pek de bir önemi yoksa, basit bir şekilde “bilmiyorum” demekten gocunmam. Fakat eğer konu özellikle dikkat çekici ve önemliyse ve ben de istediğim cevapları ana akım kaynaklardan elde edemiyorsam, gecenin bir vakti paniklemiş bir halde internette araştırma yaparak acayip, fakat garip bir şekilde geçerli bulduğum açıklamalara ulaşırım. 

Peki bu yanlış bilgi çılgınlığında insanların doğru bilgilere ulaşabilmesi için yapabileceğimiz bir şey var mı? Durum, doğru bilgileri onlara iletip inanmalarını beklemekten daha karmaşık, ancak yanlış bilgi ile savaşabileceğimiz çeşitli yöntemleri açıklayan koca bir literatür var. İşte bu yöntemlerden bazıları:

  • Devam eden tesir etkisi (continued influence effect) denen fenomene dikkat edin. Bu fenomenin bir sonucu olarak insanlar, düzeltilmiş yanlış bilgilere dahi inanmaya devam ediyor; çünkü  belli bir olay serisini açıklamak için sonradan değiştirmesi zor olan bir zihinsel model oluşturuyorlar. Devam eden tesir etkisinden kurtulabilmek için birkaç tekniğin başarılı olduğu biliniyor. Bunlardan biri, yanlış bilgiyi yalnızca çürütmek yerine alternatif açıklamalar sunmak. Bunu yapmak insanların yeni bir zihinsel model oluşturmasına yardımcı oluyor. Uygulayabileceğimiz diğer bir teknik ise yanlış bilgiyi çürütmeden önce insanları devam eden tesir etkisi hakkında uyarmak. Bazı durumlarda bu farkındalık, insanların yanlış bilgiye olan tutumlarını daha aktif bir şekilde değiştirmesine yardımcı oluyor. 
  • Bilginin hem konusunun hem de elde edilme yönteminin doğruluğunu çürütün. Tıpkı aşının vücuda az miktarda enjekte edilen etkisiz virüsü bağışıklık sistemi ile tanıştırması gibi, yanlış bilgiyi çürütürken de benzer bir “aşılamanın” işe yarayabileceği düşünülüyor. Yani insanlara yanlış bilgiyi çürüteceğinizi (konuyu çürütmek) veya yanlış bilginin elde edilme yöntemlerini sorgulayacağınızı (yöntemi çürütmek) söylemek, onları ikna ederken sadece doğru bilgiyi sunmaktan daha etkili olacaktır.

  • Motivasyonel görüşme tekniklerini uygulayın. Motivasyonel görüşme tekniği davranış değişikliği yaratmak amacıyla danışan odaklı, doğrudan bir iletişim biçimidir. Temel hedefi ambivalansı (ikilemi) keşfetmek ve çözmektir. Bu yöntem özellikle değişim için isteksiz olan veya ikilemli kişilerde kullanışlı bir yöntemdir. İnsanlar, kendi görüşlerine nasıl inanmaya başladığını empatik bir konuşma içerisinde anlattığında, hikayenin diğer taraflarını dinlemeye daha açık hale geliyorlar. Tek bir konuşma işe yaramayabileceği için bu teknik zaman ve sabır gerektiriyor.

COVID-19 hakkındaki yanlış bilgiler endişe verici bir hızla ve boyutta yayılıyor, ancak insanların ne kadar stresli ve durumun ne kadar belirsiz olduğunu düşünürsek bu oldukça anlaşılabilir. Yapabileceğimiz tek şey, yanlış bilgiyi çürütme yöntemlerini denemeye ve insanlara bu tuhaf zamanlarda anksiyete ile başa çıkma yöntemleri önermeye devam etmek.

Çeviren: Bilge Çay

Kaynak: Psychology Today

Ana görsel: Express Illustration

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Google’ın 15 GB’lık Ücretsiz Depolama Alanını Aşmamak İçin İpuçları

Tokyo 2020’den Sonra