in , , ,

İklim Değişikliği İle Mücadelede Ülkelerin Güvendiği Teknolojiler

Joe Biden öncülüğünde düzenlenen İklim Zirvesi’nde karbon yakalama yöntemleri ve yeşil hidrojen gündeme oturdu. 

22 Nisan’da ABD Washington DC.’de düzenlenen İklim Zirvesi’nde en çok konuşulan konulardan biri iklim teknolojileri ve bu teknolojilerin iklim değişikliği ile mücadele çerçevesinde ülkelerin belirlediği hedefleri gerçekleştirmelerinde nasıl bir rol oynayacağı oldu. Karbon yakalama ve yeşil hidrojen stratejileri, bu teknolojiler arasında en çok yankı uyandıranlardan; fakat şimdiden sicilleri bir anlamda lekeli. Gel gelelim, Japonya, Avustralya, Rusya ve ABD gibi büyük ekonomilere sahip ülkelerin liderleri bu teknolojileri, çevre kirliliği konusunda en baş belası sektörlerin atmosfere saldığı sera gazını azaltmada kilit bir role sahipmiş gibi sahipleniyor.

Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson, İklim Zirvesi’nde yaptığı konuşmada “Konu yeni teknolojiler ise daima özgün davranmalı ve iyimser olmalıyız” ifadelerine yer verdi. “Tüm bilim insanları ve ülkeler, ister karbon yakalama ve depolama, ister ucuz hidrojen temini olsun, insanlığın ihtiyaç duyacağı bu teknolojik çözümleri üretirken birlikte hareket etmeli.” 

Joe Biden’ın düzenlediği ve sanal olarak gerçekleştirilen İklim Zirvesi, ülkeleri iklim değişikliği ile mücadele alanında belirledikleri hedefleri büyütmeleri için teşvik etmeyi amaçlıyor. Geçtiğimiz hafta ABD, on yıl içinde sera gazı salınımını, kaydedilen en yüksek çevre kirliliği verilerine kıyasla yarı yarıya düşürme taahhütünde bulundu. Japonya ve Kanada’nın iklim krizi ile mücadele planları da ABD’ninkine benzer, ancak Birleşik Krallık’ın 2035 hedefleri daha iddialı. Bütün bunlar, bilim insanlarının iklim felaketini önlemek için gerekli olduğunu belirttiği eylemleri gerçekleştirme yarışının bir parçası: Sera gazı salınımını 2050 itibarıyle sıfıra indirmek.

ABD Başkanı Biden: İklim değişikliğiyle mücadele ulusal güvenliğimizin ana unsurlarından biri.

Ancak ülkelerin iklim değişikliğine karşı verdikleri mücadelede başarılı olabilmeleri için fosil yakıt kullanımından tamamen vazgeçip yenilenebilir enerji kaynaklarını benimsemeleri gerekiyor – özellikle de karbondioksit salınımın ve dolayısıyla küresel ısınmanın başlıca sorumlusu olan sektörlerde. Buna bir örnek olarak, kömür ve doğal gaz yerine rüzgar türbinleri ve güneş panellerinden elde edilen enerjinin kullanılabileceği enerji sektörü gösterilebilir. Ancak inşaat ve lojistik gibi sektörlerin yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelip karbondioksit salınımına son vermesi çok daha zor olacak. 

“Dekarbonize etmesi güç” nitelikteki endüstriler için, yeşil hidrojen gibi alternatif yakıtlar veya havaya saldıkları karbondioksidi yakalayacak teknolojiler bir çözüm olabilir. Ancak, fosil yakıt kullanımının önüne geçmek için gösterilen çabayı boşa çıkaracak bazı tuzaklara düşülmemesi adına, bu çözümlerin büyük bir dikkatle geliştirilmesi ve uygulanması gerek. Karbon yakalama teknolojileri ve yeşil hidrojen kullanımı ile gerçekten başarılabilecek şeylerle birlikte, bu konuda yapılan bazı uyarılara da gelin bir göz atın.

Karbon Yakalama

Karbon yakalama teknolojileri, çevre kirliliğine sebep olan fabrika ve enerji santrallerinin yaptığı salınımlardan CO2’yi ayırıp karbondioksit gazının atmosfere ulaşmasını engelleyebilir. Bu teknolojiler, kömürle çalışan enerji santrallerinde veya çelik fabrikalarında kullanıldığında karbondioksit gazının diğer gazlardan ayrılmasını sağlayabilir. Ortaya çıkan karbondioksit yeraltındaki rezervlerde saklanmak üzere sıkıştırılıp başka bir yere nakledilebilir veya gazoz gibi ürünlerde kullanılacak bir ürün olarak paketlenebilir. Beyaz Saray, nisan ayında, bu yöntemin çelik ve çimento endüstrilerinde yaşanan çevre kirliliğini azaltma potansiyeli üzerine bir rapor oluşturdu. Bu endüstriler, temiz enerji altyapılarının kuruluşunda önemli bir rol oynayacağa benziyor, ancak bu süreçte atmosfere büyük oranlarda karbondioksit salmaya devam edecekler. 

İllüstrasyon: Greg Betza

Kâr amacı gütmeyen ve karbonu ortadan kaldırmak için geliştirilmiş teknolojileri destekleyen Carbon180 kuruluşunun başkanı Noah Deich, “Mevcut üretim altyapısını karbon yakalama ve depolama projeleri ile iyileştirmek, iklim çalışmalarımız için en heyecan verici şey,” diyor. Deich, birkaç on yıl içerisinde bütün üretim faaliyetlerini hiçbir karbon salınımı olmadan gerçekleştirebileceğimizi söylüyor, ancak bunu bekleyecek zamanımız yok. Sadece çimento fabrikalarının saldığı karbonu sıfıra indirmek bile muazzam bir ilerleme demek; böylelikle küresel olarak gerçekleşen karbon salınımı %8 gibi büyük bir oranda azaltılabilir. 

ABD Enerji Bakanlığı geçtiğimiz günlerde, çelik ve çimento fabrikaları ve enerji santrallerinde hayata geçirilebilecek karbon yakalama projeleri için 75 milyon dolarlık bir bütçe ayırdığını açıkladı. Bazı uzmanlara ve çevre aktivistlerine göre çelik ve çimento sektörlerinde karbon yakalama teknolojilerini kullanmak mantıklı; ancak bu teknolojiler, fosil yakıtlarla çalışan enerji santrallerinde sorunlara yol açabilir. 

Çevre kirliliğine yol açan enerji santrallerinin havaya saldığı karbonu yakalamak, iklim felaketlerini engellememize yardım etse de fosil yakıt elde edebilmek için yapılan sondajlama ve maden çıkarma faaliyetlerinin ve hidrolik kırılmanın yarattığı çevresel tahribata dikkat çekmiyor. Üstelik, boru hatları ve fosil yakıt altyapılarının yakınlarında yaşayan insanları korkutan sızıntı gibi kirlilik kaynaklarını ortadan kaldırmıyor. Salınımdan yakalanmış karbon aynı zamanda ulaşması güç fosil yakıt rezervlerini çıkarmak için toprağa verilebilir, bu da kirlilik döngüsünün devam etmesine sebep olur. Bu yüzden, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin ve petrol şirketlerinin bu teknolojileri desteklemesi hiç şaşırtıcı değil. Nitekim, Barnie Sanders ve çevre aktivistleri, karbon yakalama projelerini “göstermelik çözümler” olarak nitelendiriyor

Üstelik karbon yakalama teknolojileri halen oldukça masraflı. Öyle ki kurulum masrafları, ABD’de havaya saldığı karbonu yakalayan tek kömür santralinin kapanmasına sebep oldu. Deich, “Bu durum, hangi tür karbon yakalama teknolojilerinin uzun vadede en mantıklı olduğu hakkında bize birçok şey öğretti,” diyor. 

Ancak karbon yakalama stratejilerini destekleyenler, teknoloji geliştikçe ve tıpkı yenilenebilir enerjide olduğu gibi daha fazla insan bu teknolojileri benimsedikçe, masrafların düşeceğine inanıyor. Devletin veya özel sektörün yaptığı yatırımlar buna örnek gösterilebilir. Amerikan teknoloji şirketleri, karbondioksit gazını direkt olarak atmosferden çekebilen benzer teknolojileri benimsiyor. Karbon giderici ya da negatif salınım olarak adlandırılan bu teknoloji henüz çok taze fakat yine de bu, söz konusu teknolojileri karbondioksidi azaltmak adına oluşturulan kirlilik kaynağı ile ilişkilendirmeyi gerektirmez. Microsoft ve Stripe, karbon salınımlarını tamamen kesmek için bu teknolojiyi kullanmayı taahhüt etti ve onların yatırımları, yeni teknolojinin fahiş maliyetlerini düşürmek için kritik bir öneme sahip.

Hidrojen

Dünyanın diğer ucunda ise yeşil hidrojen büyük yankı uyandırıyor. Avustralya Başbakanı Scott Morrison zirvenin ilk gününde “ABD’nin Silikon Vadisi var. Burada, Avustralya’da ise lojistik, maden ve kaynak endüstrilerini, imalat sektörünü, yakıt ve enerji üretimini yeniden şekillendirebileceğimiz kendi hidrojen vadilerimizi oluşturuyoruz” ifadeleri ile vizyonlarını açıkladı.

Peki yeşil hidrojen nedir ve Morrison’ın vadettiği şeyleri nasıl başarabilir? Aslında hidrojen uzun süredir yakıt olarak kullanılıyor ancak son zamanlarda artan temiz enerji talepleri ile beraber artık daha fazla gündemde. Hidrojen yakıtları yandığı zaman ortaya su çıkıyor; fakat geride bıraktığı karbon ayak izi yakıtın nasıl üretildiğine bağlı. Üretim yollarından biri elektroliz, yani hidrojen elde etmek için suyun ayrıştırılması. Diğer yöntem ise hidrojeni sudan ayırmak için buharın bir çeşit fosil yakıtla -ki bunun için genellikle gaz kullanılıyor- tepkimeye girmesi sürecine dayanıyor.

Yaşanan önemli gelişmelerden biri, yeşil hidrojen elde etme yöntemlerinin ucuzluyor olması. Yeşil hidrojen, yenilenebilir enerji kaynakları ile çalışan elektroliz yöntemi ile elde ediliyor. Bir de mavi hidrojen var. Mavi hidrojen ise fosil yakıtların karbon yakalama teknolojileriyle birleşmesi ile üretiliyor. Bu durum da, karbon yakalama yöntemlerinin kirlilik üreten enerji santrallerinde kullanılmasına benzer şekilde bazı endişelere sebep oluyor. Birçok hidrojen yakıtı hala doğalgaz ile üretiliyor; yani hidrojeni mavi hidrojene çevirmek, fosil yakıtların bu kadar yaygın olmadığı bir gelecekte gaz endüstrisinin işine yarayabilir. 

İklim felaketlerinin önüne geçildiği bir senaryoda yeşil (hatta bazılarına göre mavi) hidrojen gemilerde ve uçaklarda kullanılabilir, hatta çimento ve çelik üretiminde kullanılan kömür ve kok kömürünün yerini alabilir. Fakat hidrojen umut vadetse de pahalı, patlayıcı ve nakli zor bir madde. İklim Zirvesi’nin son gününde ABD Enerji Bakanı Jennifer Granholm, hidrojenin doğalgaz ile rekabet edebilmesi için 2030 itibariyle hidrojen üretim maliyetlerini %80 oranında azaltmayı hedeflediklerini açıkladı. Hidrojen aynı zamanda, boru hattı döşenmesi, yakıt istasyonları oluşturulması ve depolama yöntemlerinin geliştirilmesi gibi birçok yeni yatırım gerektiriyor. Ne yazık ki bu yatırımların hayata geçirilmesi geçmişte engellenmişti. 

Altyapı eksikliği yüzünden hidrojen ile çalışan arabalar geliştirilemedi, yani gelecekte kara ulaşımında elektrik kullanılması öngörülüyor. Yine de konteyner taşımacılığı, hidrojen kullanımına geçişte büyük potansiyele sahip. Küresel lojistiğin %90’ı deniz yoluyla gerçekleştiği için lojistik faaliyetler küresel salınımın yaklaşık %3’ünden sorumlu -havacılık endüstrisinin sebep olduğu salınımından biraz daha fazla. Uluslararası Denizcilik Örgütü, yapılan salınımı 2050 itibariyle yarı yarıya düşürmeyi hedefliyor. Bu, hidrojen gibi alternatif yakıtların erişilebilirliğine bağlı; özellikle de piller, gökdelen boyutundaki gemilere enerji sağlayabilecek kadar gelişmiş değilken. 

Kolombiya Üniversitesi’nde kıdemli araştırma görevlisi olarak çalışan Julio Friedmann, hidrojenin yaygınlaşmasını engelleyen faktörlerin önüne geçmek için, dünya ekonomilerinin sıfır sera gazı salınımına ulaşmaları gereken 2050 yılına dek “her hafta altyapı üzerine çalışılması” gerektiğini söylüyor.

 

Aynı şeyler, ister yeşil hidrojen üretimi, ister karbon yakalama stratejileri, ister temiz enerji üretimi olsun, temiz enerji ekonomilerinin her bir alanı için söyleyenebilir. Üstelik, hidrojen kullanımı ve karbon yakalama teknolojileri, iklim krizinin derinleşmesinin önüne geçebilmek için önemli roller oynasa da, hala fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırmak için yeterince etkili değil. Örneğin Avustralya’nın önünde başarması gereken çok şey var.  Friedmeann’ın, yeşil hidrojen alanında koyulan hedefler için destekleyici olduğunu söylediği çok sayıdaki güneş ve rüzgar enerjisi kaynakları, ülkedeki elektrik üretiminin temellendirildiği kömür kullanımını ile yarışacak nitelikte değil. Yani, dünyanın geri kalanı gibi Avustralya’nın da eski yöntemleri aşamaları olarak sonlandırması, bunu yaparken de daha sürdürülebilir bir gelecek için yeni yöntemler geliştirmesi gerekiyor. 


Kaynak: The Verge
İllüstrasyon: Guardian Design

Çeviren: Bilge Çay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Koronanın Gözetim Dalgaları

Kullanıcı Deneyiminin Suistimali: Dark Pattern