in

Post-Truth Rüzgarı Bilime Karşı Esiyor

Ardında herhangi bir delil ya da kanıt barındırmayan çokça iddianın (dünya düzdür gibi), bilimsel anlamda delillerle desteklenmiş pek çok gerçek (iklim değişimi gibi) ile yarıştırılabilmesi ne anlama geliyor?

Yalan haberlere inanmanın zeka ya da eğitim seviyesi ile bir alakası olmadığı anlaşıldı. Bilimfili’nin konuya ilişkin incelemesinin bir kısmı ise şöyle:

2016 yılında yaşanan en büyük kültürel kaymalardan birisi de yalan haberlerin yükselişi oldu. Ardında herhangi bir delil ya da kanıt barındırmayan çokça iddia (dünya düzdür gibi), bilimsel anlamda delillerle desteklenmiş pek çok gerçek (iklim değişimi gibi) ile yarıştırılır duruma getirildi.

Aydınlanma karşıtı hareket olarak nitelendirilen bu “trend”e dair kimin veya neyin suçlanması gerektiği konusunda ise fazlasıya belirsizlik söz konusu. Peki insanların bilimsel gerçekleri reddetmelerine neden olabilen bu iddiaların ortaya atılma gerekçeleri ne olabilir? Bir grup psikolog bu duruma dair bazı kilit nedenleri belirlemeyi başardı ve durumun kişilerin ne kadar eğitimli oldukları ya da zekâ düzeyleriyle alakalı olmadığı görüldü. Esasen, araştırmacılar, iklim değişimi, aşı güvenliği ve evrim gibi bilimsel fikir birliğinin olduğu konuları reddeden insanların genellikle en az iyi eğitimli insanların bilime gösterdiği ilgi kadar ilgi gösterdiğini ileri sürüyorlar.

Sorun ise şu; konu gerçekler olduğunda, insanlar, bir bilimciden çok bir avukat gibi düşünüyorlar. Yani, hali hazırda doğru olduğuna inandıkları şeyleri destekleyecek veri arayışına girişiyorlar. Bu yüzden birisi, evrimin gerçek olmadığını düşünüyorsa, bu kişi evrimin bir gerçek olduğu sonucunu ortaya koyan binlerce araştırmayı reddecektir, fakat, evrime dair şüpheyle yaklaşan ve belki bilim camiasında oldukça tartışılan bir tane çalışma bulursa bütün dayanağını burası yapacaktır. Bu durum aynı zamanda da bilişsel ön yargı olarak bilinir.

University of Oregon’dan araştırmacılar; insanların, gerçeklerden kaçmalarının bir sebebinin de; dini inanışlarını, politik inanışlarını ve hatta basit kişisel inanışlarını bile içeren bütün inanç türlerini korumak olduğunu ileri sürüyor. Yani, Evrim Teorisi’ne şüphe ile yaklaşan insanların, bu yaklaşımlarının teorinin dini inançlarını sarsması gerçekliğine dayandığını söyleyebiliyoruz. İnsanlar, gerçekleri, eğer ki kendi düşüncelerini destekliyorsa daha çok geçerli görme eğilimindedir. Fakat, gerçekler düşüncelerine ya da inançlarına karşı geliyorsa, bu gerçekleri yalnızca reddetmekle kalmazlar aynı zamanda da bu gerçeklerin geçerli olmadığını iddia etme yolunu seçerler. Bu sonuç, bir dizi röportaja ve konu ile alakalı yapılan meta-analiz çalışmalarına dayanıyor. Sonuçlar, San Antonio’daki Society for Personality and Social Psychology’nin yıllık sempozyumunda sunuldu.

Yazının tamamını Bilimfili‘nden okuyabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Sosyal Ağlarda ‘İdeal Çift’i Oynamak

Bilim ve Teknolojide Kız Çocuklar (Girls Can STEM) Projesi