, , , , , , ,

Geeky

Ülkelerin Tükenmişlik Sendromuna ve Teknoloji Bağımlılığına Karşı Aldığı Önlemler

Vatandaşlarının verimliliği ve çevrimdışı yaşamı için önlemler alan ülkelerin sayısı her geçen gün artıyor. İşte onlardan öğrenebileceğimiz şeyler…

Geçtiğimiz günlerde Fransız Parlamentosu, 16 yaşın altındaki öğrencilerin sınıfa teknolojik cihaz getirmesini önleyen, iPhone ve tabletlerin okulda tamamen yasaklanması ile ilgili yasayı oyladı. Bu hamle, vatandaşlarının dijital hayat kalitesinin ve özel yaşam ile profesyonel yaşamları arasındaki dengenin iyileştirilmesine yönelik olarak dünyanın her yanından ülkeler tarafından oluşturulan inisiyatifler zincirinin son halkası. Bu küresel akım, bilimin de reddettiği ‘’tükenmişlik, başarı yolunda ödenmesi gereken bir bedeldir.’’ anlayışını değiştirerek, stres ve tükenmişlik salgınını önleyici bir etki yaratıyor. Refahımızı ön planda tuttuğumuzda; karar alma yetimizin, yaratıcılığımızın ve üretkenliğimizin önemli ölçüde arttığını biliyoruz.

İnsanların teknolojiden bağımsızlaştırılmasına, aşırı mesaiden sakınılmasına, daha sağlıklı ekran alışkanlıklarının teşvik edilmesine ve yaşamla kariyerin daha iyi bütünleştirilmesine yardımcı olacak küresel girişim haberleri geldikçe, bu yazıyı güncelleyeceğiz.

İnsanların ekran karşısında geçirdikleri süreye sınır koymasına ve tabii ki gelişmesine yardımcı olmak için harekete geçen bu ülkelerden hepimiz ilham alalım.

Fransa

Fransa, iş, okul ve yaşamın daha iyi bütünleştirilmesini destekleyen yasaların uygulanmasında küresel bir lider haline geldi. 16 yaşın altındaki öğrencilerin okula akıllı telefon ve kişisel tablet getirmesini engelleyen, sınıfta teknolojik cihaz yasağı için sunulan yasa, 1’e 62 oyla geçerek, ders saatlerinde teknolojik alet kullanımını yasaklayan önceki yasanın kapsamını genişletmiş oldu. Bu yasalar, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, bugünlerde bir kamu sağlığı meselesi olarak görülen, ülkenin genç nüfusunu etkisi altına alan teknoloji bağımlılığı ile mücadele etmeyi hedeflediği 2017 kampanyasıyla tutarlılık gösteriyor. Fransa Eğitim Bakanı Jean-Michel Blanquer ”Bugün biliyoruz ki ekran bağımlılığı ve cep telefonlarının kötüye kullanımı diye bir olgu mevcut” ifadeleriyle yasaların hedefine dikkat çekiyor: ”Başlıca rolümüz çocukları ve gençleri korumaktır.”

Üstelik ülkede, çalışanları korumak için de önlemler alınıyor. Geçtiğimiz yıl Fransa, 50’den fazla personeli olan şirket çalışanlarına, belirlenen saat aralıklarında e-posta, akıllı telefon ve diğer cihazlarla ‘bağlantıyı kesme hakkı’ veren bir yasa çıkarttı.

Güney Kore

Güney Kore’de çıkan 2018 tarihli bir kanun, çalışanları aileleriyle vakit geçirmeye ve ofis dışındaki hayattan zevk almaya teşvik etmek adına, haftalık çalışma saatlerini 52 saatle sınırlandırıyor. Aşırı mesaiye bağlı çok sayıda ölümün ardından hükümet, harekete geçmeye karar vererek şirketleri, çalışanların gece eve gitmesine ve hafta sonlarını boşaltılmasına izin vermesi için zorlamaya başladı. Bu girişimin bir parçası olarak, Güney Kore’nin 3.672 büyük şirket ve kamu sektörü kuruluşunun 700’ünden fazlası ya yeni çalışanlar görevlendirdi ya da bunu planlamaya başladı. Ayrıca Seul şehir yönetimi de, cuma akşamları 7’de ışıkların söndürülmesini ve bilgisayarların kapatılmasını zorunlu kılan bir uygulama başlattı. Vatandaşların tüketen mesaileri dışındaki hayata değer katarak kafa dinledikleri ve yenilendikleri bir düzene geçiş aynı zamanda, aşırı çalışma kültürüne dayanan milli değerlerde de bir değişimi temsil ediyor.

Danimarka

Danimarka, dünyanın en mutlu ülkelerinden biri olma şöhretine sahiptir ve bu yalnızca onların ‘hygge felsefesi’ne (ya da rahatlığa) ve dinlenmeye olan milli takıntısından kaynaklanmaz. Bunun nedeni hükümetin, okullarda öğrenciler arası takım çalışmasını ve işbirliğini destekleyen bir yöntem olan ‘işbirlikçi öğrenme’yi müfredat aracılığıyla aşılaması olabilir. Nadiren grup projeleri atayan çoğu okuldan farklı olarak, Danimarka’daki öğrenciler, güçlü ve zayıf yönleri ne olursa olsun, ödevlerinde düzenli olarak diğer çocuklarla eşleştirilirler. Bu yöntem, öğrenme ve iletişim için açık bir ortamı teşvik ederek; Danimarkalı çocuklar arasında empati ve mutluluğu artırır ve öğrencilerin okulda olduğu kadar okul dışında da daha fazla varlık göstermelerini sağlar.

Danimarkalı çalışanların verimliliği de artıyor gibi görünüyor. 2017 Dünya Mutluluk Raporu’na göre, Danimarka’daki çalışanlar, diğer ülkelerdeki çalışanlardan daha az stresli, daha tatmin olmuş ve genel olarak daha mutlu hissediyorlar. Fazla söze gerek yok, bir şeyleri doğru yapıyorlar.

Yeni Zelanda

Başbakan Jacinda Ardern’in bu yaz başında görevi başındayken doğum yapan ilk Kiwi (Yeni Zelandalı) başbakan olmasından yeterince etkilenmediyseniz, belki de Yeni Zelanda’nın küresel çapta haberlere konu olan ‘haftada dört günlük çalışma planı’ hakkında konuşmalıyız. Hükümet, üretkenliği artırmak ve çalışanlar arasındaki stresi azaltmak için şirketlerin, haftada dört gün çalışma planını uygulamasına izin veriyor ve hatta onları buna teşvik ediyor. Perpetual Gardens isimli şirket, yeni çalışma planını iki ay boyunca test etti ve çalışanların sağlıklı bir iş-yaşam bütünlüğü sürdürme konusunda daha az stresli ve kendinden emin olduğunu gördü. Verimlilik seviyesindeki yükselme ve kaygı seviyesindeki düşüş görüldükçe, daha fazla şirket, uygulamaya katılıyor ve başarılı bir çalışma haftasını yeniden tanımlamaya girişiyor.

İsveç

Ulusal çapta zorunlu tutulan senelik izin, İsveç’in kıskanılacak iş-yaşam bütünlüğünün yalnızca görünen ucudur. Ülke, tatile çıkmaları ve yoğun işlerinden soyutlanmaları için çalışan her vatandaşına yılda yaklaşık 5-6 hafta süre tanımaktadır. Kanun, stressiz ve dengeli bir yaşam tarzı sürdürmeyi destekleyen İsveç felsefesi ‘lagom’un bir yansımasıdır. Lagom, teknik olarak ” Ne çok, ne az. Tam kararında.” anlamına geliyor. İsveç kültürü tümüyle denge ve mutluluktan ibarettir ve hükümetin zorunlu tatil günleri bunu resmiyete dökmekte.

Japonya

Birkaç yıldır Japonya, vatandaşlarının aşırı çalışmaları hususunda kötü bir şöhrete sahipti – ‘çalışmaktan ölmek’ terimini ile özdeşleşecek kadar – ama son zamanlarda hükümet, iş-yaşam alışkanlıklarını çarpıcı biçimde geliştiren değişiklikler uyguluyor. Özellikle bir değişim Haziran’da, fazladan mesaiye tüm sektörleri kapsayacak şekilde yasal bir üst sınır koyan yeni çalışma yasasıyla geldi. Yeni mevzuat, çalışanların ayda 100 ve yılda 720 saatin üstünde fazla mesaiye kalmalarını yasaklamaktadır. Yasa ayrıca, toplumsal cinsiyet eşitliğini artırmak için ”eşit işe eşit ücret” standardına ve şirketlerin işe dönen yeni anneler için kucaklayıcı bir ortam yaratmalarına teşvik içeriyor. Yeni bir anne olarak işe dönmek hiç kolay değildir ve Japonya’nın yeni yasası, kadınların doğum izninden sonra kariyerlerinde kendilerini rahat ve güvende hissedebilmelerini temin ediyor.

Kaynak: ThriveGlobal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tanıdığınız ve Sevdiğiniz İnsanlar Depresyonda Olduklarını Nasıl Gizlerler?

Hem Çocuk Hem Yetişkin Beyni İçin İdeal Bir Yaz Etkinliği: Oyun Oynamak