,

Taze Nobelli Yazardan Yazım Önerileri

Kazuro Ishiguro ”The Remains of the Day” kitabının taslağını 4 haftada yazdı. İhtiyaç duyduğu tek şey ise aşırı adanmışlık ve berbat olmaya gönüllülüktü.

David Levenson / Getty Images

Bu pek romantik bir iş değil

Yazmaktan – sanat, zanaat ya da yaşam tarzı olarak – romantik bir havayla bahsetmek pek caziptir. Oysa edebiyatın önemli isimlerinin pek çoğunun yaptığı şey, boş sayfalara kendinden emin kelimeler döktürmek değildir; bir uçuruma bakıp ruhlarının derinliklerine iner ve eğer şanslılarsa Prometheus’un o kıpır kıpır ateşine ulaşırlar. Anaïs Nin ‘’Hayatın tadına, anlık ve geçmişe dönük olmak üzere, iki kez varmak için yazarız.’’ der ve bu hem güzel hem doğru olsa da nesnel anlamda hatalı da sayılır. Yazmak leziz bir iştir ancak büyük bir kısmı sadece iştir. Genellikle yalnız icra edilir ve nadiren romantiktir. Yazmak, marangozluğa benzer bir zanaattır. İçinde elbette sanat vardır ve belli bir ilham gerektirir ancak kesinlikle, büyük kısmında yaptığınız şey aslında kesme, zımparalama ve gözlerinize toz kaçırmadır.

Bütün bunlardan ötürü, edebiyat yazarlarının, kamusal platformlarını sadece edebiyata övgü olarak değil edebi eseri ait olduğu yere bırakmak için de kullanmaları özellikle tazeleyicidir – ayrıca kıymetli bir kamu hizmetidir – Hele ki bunu yapanlar alanın en önde gelenleri olduğunda… Onlardan biri de İngiliz romancı ve son Nobel Ödülü sahibi Kazuo Ishiguro.

Uçuruma bakmak

Perşembe günü Nobel Komitesi Ishiguro’nun 2017 edebiyat ödülünün kazananı olduğunu açıkladı. Komite bu kararını, yazarın ‘’muazzam bir duygusal gücün romanlarında, dünyayla bağlı olduğumuz yanılsamasının altında yatan dipsiz uçurumları açığa çıkarmış olması’’ şeklinde gerekçelendirdi.

Bu duyurunun hemen ardından Ishiguro’nun 2014 yılında The Guardian için kaleme aldığı ‘’Kazuo Ishiguro: Günden Kalanlar’ı Nasıl 4 haftada Yazdım’’ başlıklı yazısı sosyal medyada tekrar dolaşıma girdi. Bu yazısında Ishiguro, hayatın gündelik talepleriyle daha da zorlaşan yazımsal ‘tıkanma’yı nasıl aştığını ve edebiyat dünyasına en ünlü katkısı olan romanı oluşturan sözcükleri nasıl toparladığını epey detaylı şekilde tarif ediyor.

Çarpışma

Ishiguro’nun üretkenlik ve verimlilikle ilgili bilindik metotlardan esintiler içeren makalesi de romanları gibi kararında ve açıklayıcı. 32 yaşındaki yazarın profesyonel anlamda  yetersiz hissettiği ve üretken olmak konusunda sorunlar yaşadığı -ikinci romanının yayınlanmasından sonraki- döneme odaklanıyor. Ishiguro ve eşi Lorna, yazarın yaratıcılığına hızlı bir başlangıç için bir plan yapıyor:

4 haftalık bir süreç için tüm ajandamı insafsızca silip ve nedense ‘’Çarpışma’’ adını verdiğimiz şeye başladım. Çarpışma boyunca, pazar günleri hariç her gün, sabah 09:00’dan akşam 10:30’a dek yazmak dışında hiçbir şey yapmazdım. Öğle yemeği için 1, akşam yemeği için 2 saat ayırırdım. Bırakın cevaplamayı, tek bir e-posta görmez, hatta telefona yaklaşmazdım bile. Eve kimse gelmezdi. Lorna, tüm yoğunluğuna rağmen, bu süreçte yemek ve ev işlerinin yükünü üstlendi. Bu şekilde sadece ortaya (niceliksel anlamda) daha çok iş çıkarmakla kalmayıp aynı zamanda kurgusal evrenimin bana fiziksel olandan daha gerçek geleceği bir zihinsel duruma ulaşabilmeyi ummuştuk.

Asıl hedef bir yazma yöntemi oluşturmaktı. Yazarın hikayesiyle bütün olabileceği bir ortamı irade gücüyle oluşturmak. Bu aynı zamanda, yazma eylemini gönüllü olarak romantik olmaktan çıkarmayı talep eden bir plandı:

Çarpışma boyunca stile ya da sabah yazdığımla akşam yazdığım arasındaki tutarlılığa önem vermeksizin serbest şekilde yazdım. Önceliğim yüzeye çıkan ve gelişmeye başlayan fikirleri toplamaktı. Berbat cümleler, biçimsiz diyaloglar, bir yere varmayan sahneler – öylece kalmalarına izin verdim ve yazmaya devam ettim.

Berbat olma özgürlüğü

İşe yaradı da. 4 haftanın sonunda Ishiguro’nun elinde Günden Kalanlar‘ın taslağı vardı. Hala üzerinde çalışıyordu, evet. Ekledi, çıkardı, biledi. Yine de şaheserinin çoğu kısmını bu konsantre ayda elde etmişti. Üretimsiz geçen bir yılını yazmak için ihtiyacı olan arka plan çalışmalarına ayırmıştı. Konuyla ilgili kitaplar, tarihi metinler okumuştu. Çarpışma, tam olarak Ishiguro’nun istediğini yazması gerektiğini hissettiği bir dönemde gelmişti. Gerekli olan tek şey oturup işi yapmaktı. (Almanca’da buna özel bir kelime var: Sitzfleisch)

Bu profesyonel ya da amatör edebiyat yazarları ya da yazma işinin metafiziksel bileşenlerinin cazibesine kapılan herkes için faydalı bir hatırlatıcı. Nobel ödülü yüce ve haklı bir övgü ancak Ishiguro’nun oturmaya, kalemi eline almaya ve o berbat cümleleri, biçimsiz diyalogları, bir yere varmayan sahneleri yazmaya kendini adamasıyla geldi. Yazar 4 haftalığına kendine berbat olma özgürlüğü tanıdı ve şimdi bunun için bir Nobel Ödülü var.

Kaynak: The Atlantic

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

IKEA Neden İlişkilerde Gerginliğe Sebep Oluyor?

Mars’ı Kolonize Edersek Nasıl Evrileceğiz?