, , ,

Romantizm Aşka Neler Etti?

Birine aşık olmak öyle kişisel ve öyle kendiliğinden gelişen bir süreç gibi hissettirir ki, en samimi anlarında ilişkimizi yönetmede başka bir şeyin gizli, kritik bir rol oynuyor olabileceğini önermek kulağa tuhaf, hatta aşağılayıcı gelebilir.

Bu yazı The School of Life Istanbul blogundan alınmıştır.

via GIPHY

Yine de insanlık tarihi bize aşka yönelik o kadar çeşitli yaklaşımlar, çiftlerin nasıl bir araya gelecekleri konusunda o kadar farklı varsayımlar ve duyguları yorumlama konusunda o kadar ayrı yollar gösteriyor ki belki de ilişkilerimizin pratikte yatak odalarımızın ötesinde daha geçerli bir çevreye çok fazla şey borçlu olduğunu bir nebze zarafetle kabul etmemiz gerekiyor.

Aşklarımız, aşkta neyin ‘normal’ olduğuna dair güçlü bir his yaratan kültürel bir zemine karşı gözler önüne seriliyor; bu, bizi duygusal ağırlığı nereye vermemiz gerektiği konusunda yönlendiriyor, bize neye değer vereceğimizi, çatışmalara nasıl yaklaşacağımızı, nelerden heyecan duyacağımızı, ne zaman hoş göreceğimizi ve bizi meşru bir şekilde nelerin öfkelendirebileceğini öğretiyor. Aşkın bir tarihi var ve biz, bazen biraz da çaresizce, onun akıntılarında ilerliyoruz.

via GIPHY

Yaklaşık 1750’den beri aşk tarihinde adına Romantizm diyebileceğimiz oldukça kendine özgü bir dönemde yaşamaktayız. Romantizm, Avrupa’da 18. yüzyılın yarısında şairlerin, sanatçıların ve filozofların zihinlerinde bir ideoloji olarak ortaya çıktı ve şimdi güçlü bir biçimde (yine de çoğu zaman sessizce) Yokohoma’da bir dükkan sahibinin oğlunun ilk buluşmasına nasıl yaklaşacağını, Hollywood’daki bir senaristin bir filmin sonunu nasıl şekillendireceğini ya da Buenos Aires’te orta yaşlı bir kadının yirmi yıllık memur olan kocasıyla günü nasıl sonlandıracağını belirleyerek dünyayı fethetti.

via GIPHY

Bir tek ilişki bile Romantik şablonu tam olarak takip etmez ama onun daha geniş dış hatları her şeye rağmen oradadırlar ve şu şekilde özetlenebilirler:

–       Romantizm, evlilik konusunda son derece umutludur. Bize uzun süren evliliğin, bir aşk macerasının tüm heyecanına sahip olabileceğini söyler. Bir ilişkinin başlangıcında aşina olduğumuz aşk hislerinin bir ömür boyu sürmesi beklenir. Romantizm (şimdiye kadar faydalı ve duygusal anlamda ölçülü bir birliktelik olarak görülmüş olan) evliliği alır ve onu tutkulu aşk hikayesiyle iç içe geçirerek eşsiz bir önerme yaratır: bir ömür süren tutkulu aşk evliliği.

via GIPHY

–       Bu yolda Romantizm, aşk ve seksi birleştirir. Önceleri, insanlar sevmedikleri karakterlerle seks yapabileceklerini ve olağanüstü bir seks yapmadan da birini sevebileceklerini sandılar. Romantizm seksi, aşkın üstün ifadesi olma mertebesine yükseltti. Sık ve karşılıklı tatmin edici seks, her ilişkinin sağlığının elebaşı haline geldi. İstemeden de olsa Romantizm seyrek seks yapmayı ve zinayı birer faciaya dönüştürdü.

–       Romantizm, gerçek aşkın, tüm yalnızlığın son bulması anlamına geldiğini ortaya attı. Doğru partnerin bizi, muhtemelen bizimle konuşmaya ihtiyaç duymadan tamamen anlayacağını vaat etti. Ruhumuz partnerimizin içine doğacaktı (Romantikler partnerimizin bizi bizim herhangi bir şey söylememize gerek kalmadan anlayabileceği fikrine özel bir prim tanıdılar…)

–         Romantizm bir partneri seçmenin pratik değerlendirmelerden çok, kendini hislerinin eline bırakmakla ilgili olması gerektiği iddiasını taşır. Şimdiye kadar kaydedilmiş tarihin çoğunda insanlar pragmatik türden nedenlerle ilişki içine girdiler ve evlendiler: sevgilinizin, sizinkine katılacak olan arsa parseli, onun ailesinin iyi giden bir buğday işinin olması, babasının şehrin hükümdarı olması, ayakta tutulması gereken bir kalenin varlığı ya da her iki tarafın ebeveynlerinin kutsal kitabın aynı yorumuna taahhüt etmiş olmaları. Ve böylesi ‘mantıklı’ evliliklerden yalnızlık, tecavüz, sadakatsizlik, dayak, katı yüreklilik ve çocuk odasının kapılarında duyulan çığlıklar doğdu.

Romantizm için, mantık evliliği hiç de mantıklı değildi, bu yüzden de kendi muhasebesini yapma ihtiyacı büyük ölçüde onun yerine getirdiği duygu evliliğine kaldı. Önemli olan, iki insanın umutsuzca bunun olmasını istemesi, baş edilemez bir içgüdü ile birbirlerine doğru çekilmeleri ve bunun doğru olduğunu yürekten bilmeleridir. Modern çağ ‘nedenlerden’, o sefalet katalizörlerinden, o muhasebecilerin taleplerinden bıktı. Hatta belirgin pervasızlık, güya sağduyulu eskilerin birliği tarafından lütfedilen tüm hatalara ve trajedilere karşı bir balans ağırlığı olarak görüldüğü için bir evlilik ne kadar ihtiyatsız görünürse (belki tanışalı sadece altı ay oldu; içlerinden birinin bir işi yok ya da her ikisi de ergenlik çağından yeni çıktılar) aslında o kadar güvenli sayılır. İçgüdünün saygınlığı yüzyıllar boyu süren mantıksız ‘mantığa’ karşı travmaya uğramış toplu bir tepkinin mirasıdır.

–       Romantizm, kullanışlılığa ve paraya yönelik güçlü bir küçümseme ortaya çıkardı. Bugünlerde, Romantizmin etkisi altında, bu unsurların ilişkiler etrafındaki zihinlerimizin ön planında olmasını istemiyoruz, özellikle de ilk zamanlarda. İkiniz mükemmel bir ekonomik uyum sağladığınız ya da banyo kuralları ve dakikliğe yönelik tutumlar gibi konuları aştığınız için doğru kişiyle birlikte olduğunuzu anlayacağınızı söylemek soğuk, ya da yalnızca gayri-Romantik, hissettirir. İnsanların yalnızca başka her şey başarısız olduğunda (‘Aşkı bulamadım, elverişliliğe razı oldum) ya da onlar tekinsiz oldukları için (para avcısı, ikbal düşkünü) pratik değerlendirmelere yöneldiğini hissederiz.

–       Romantizm, gerçek aşkın, bir sevgilinin her yönünden haz duymayı içermesi gerektiğine inanır. Gerçek aşk birisine dair her şeyi kabul etmekle eş anlamlıdır. Kişinin partnerinin (ya da kendisinin) değişmeye ihtiyaç duyabileceği fikri ilişkinin sallantıda olduğunun bir işareti olarak kabul edilir; ‘değişmen gerekecek’ cümlesi bir son çare tehdididir.

via GIPHY

Bu aşk şablonu tarihsel bir yaratıdır. Oldukça güzel ve genellikle keyiflidir de. Romantikler duygusal hayatın bazı cepheleri konusunda ustalıklı bir biçimde kavrayışlıydılar ve umutları ile özlemlerini ifade etme konusunda fazlasıyla yetenekliydiler. Hislerin birçoğu önceden de vardı fakat Romantiklerin yaptığı şey onları yükseltmek, onları gelip geçici heveslerden, bir ilişkinin ömür boyu nasıl sürdürüleceğini belirleyen ciddi kavramlara dönüştürmek oldu.

Bu noktada cesurca belirtebiliriz: Romantizm ilişkilerimiz için bir felaket oldu. Bu, sıradan insanların başarılı duygusal hayatlar sürme becerilerine yıkıcı etkiler yapan entelektüel ve manevi bir harekettir. Aşkın kurtuluşu Romantizm içinde ardı ardına gelen bir dizi hatanın üstesinden gelmekte yatar. En güçlü kültürel seslerimiz bize büyük bir bedel ödeterek bizi yanlış beklentilerle buluşturdu. Bize ilişkilerin nasıl yürütüleceği konusunda pek de faydalı bir şey söylemeyen duyguların önemini vurgularken dikkatimizi daha yapıcı bir rehberlik sunan diğerlerinden öteye çevirdiler. Empatiyi hak ediyoruz. İlişkilerin nasıl işleyebileceğine dair iyi niyetli fakat ölümcül derecede çarpık bir ideal sunan bir kültür tarafından kuşatılmış durumdayız. Oldukça aldatıcı bir göreve çok yararsız bir reçeteyi uygulamaya çalışıyoruz.

via GIPHY

Bu Romantik reçete hem normatif hem de bazı noktalarda da hayal dünyasında yaşıyor. Romantizm çağında normal sayılmak için aşağıdakilerden pek çoğunun olması gerekir:

– Olağanüstü iç ve dış güzelliğe sahip biriyle tanışmalıyız. Anında onlara karşı özel bir çekim hissetmeliyiz ve onlar da bize karşı hissetmeli.

– Oldukça tatmin edici seks yapmalıyız üstelik yalnızca başlarda değil, sonsuza dek.

– Asla başka birini çekici bulmamalıyız.

– Birbirimizi sezgilerimizle anlamalıyız.

– Aşkta bir eğitime ihtiyacımız yok. Bir pilot ya da beyin cerrahı olmak için eğitim alabiliriz ama bir sevgili olmak için değil. Hislerimizi izleyerek bu süreçte bunu kavrayacağız.

– Hiçbir sırrımız olmamalı ve her daim birlikte zaman geçirmeliyiz (iş aramıza girmemeli)

– Cinsel ya da duygusal bir kayıp yaşamadan bir aile kurabilmeliyiz

– Sevgilimiz bizim ruh eşimiz, en iyi arkadaşımız, ebeveyn, şoför, muhasebeci, ev işleri yöneticisi ve ruhani rehberimiz olmalıdır.

Kültür, kendimizi ve yaşamlarımızı nasıl görmemiz gerektiğini belirten geniş çapta dolaşımda olan fikirler dizisidir. Çoğu zaman fark etmeyiz ama o, arka planda, doğru yolda mıyız yoksa fena halde sapmış mıyız karar vermemiz için bizi yönlendirir.

via GIPHY

Romantizmin tarihini bilmek teselli edici olmalıdır; çünkü ilişkilerde yaşadığımız sıkıntıların oldukça fazlasının (normalde, suçluluk hissiyle kendimizi düşünürken bulacağımız şekilde) bizim kabiliyetsizliğimizden, kendi allak bullak yetersizliğimiz ya da kendi pişman olunası (şimdi dönüp baktığımızda) seçimlerimizden kaynaklanmaz. Tarihi bilmek daha faydalı başka bir fikri davet eder: suçlanması gereken yalnız biz değiliz, kültürümüz bize inanılmaz ölçüde zor bir görev verdi ve bunu çok kolaymış gibi sunma küstahlığında bulundu.

Romantik aşk görüşünün varsayımlarını sorgulamak, aşkı yok etmek için değil ama kurtarmak için sistematik olarak çok önemli görünüyor.  Bir post-Romantik çift teorisini meydana getirmemiz gerekiyor çünkü bir ilişkiyi devam ettirmek için, bizi ilk başta o ilişkiye sokan Romantik duygulara neredeyse ihanet etmemiz gerekiyor. ‘Post-Romantik’ olma fikri insan ilişkilerinin yürüyebileceğinden tamamıyla ümidini kesmiş gibi bir kötümserlik içermemeli. Post-Romantik tutum yalnızca iyi ilişkiler konusunda azimlidir ama umutları onurlandırma konusunda çok farklı bir yaklaşımı vardır. Romantik şablonu, Klasik diyebileceğimiz, bizde bir dizi tanıdık olmayan ama umut vaat eden bir biçimde etkili tutumu teşvik eden, psikolojik olarak olgunlaşmış bir aşk görüşü ile değiştirmeliyiz:

via GIPHY

– aşk ve seksin her zaman birbirlerine ait olmamaları normaldir.

– parayı erkenden, dolaysızca ve ciddi bir biçimde konuşmak aşka ihanet etmek değildir.

– bilakis kusurlu olduğumuzu, partnerimizin de öyle olduğunu fark etmek tedavüldeki hoşgörü ve cömertlik miktarını artırarak bir çifte muazzam fayda sağlayabilir.

– benzersiz bir kusurdan dolayı değil, insan doğasının işleyişi sebebiyle bir başkasında asla her şeyi bulamayacağız, onlar da bizde bulamayacaklar.

-birbirimizi anlamak için çok büyük ve genellikle de kulağa yüzeysel gelen çabalarda bulunmamız gerekir; sezgi bizi varmak istediğimiz yere götüremez.

-banyo havlularının askıda mı durması yoksa yerde mi bırakılması gerektiğini iki saat boyunca konuşmak ne önemsiz ne de ciddiyetsizdir; yalnızca çamaşır ve zaman tutma konusuna özel bir itibar verildiği anlamına gelir.

Tüm bu tutumlar ve dahası aşk için yeni, daha umutlu bir geleceğe aitler.

Kaynak: The School of Life Istanbul

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Eski Facebook Yöneticisi: Sosyal Medya Toplumu Ayrıştırıyor

İlgili Misiniz Meraklı Mı?