, , ,

Cry

Everest’te Ölen Dağcıların Bedenleri Yön İşareti Görevi Görüyor

Everest’te yaşanan tırmanış ölümlerinin sayısı 200’ü geçti ve pek çok beden aynı yoldan geçenler için bir tür ‘’hatırlatıcı’’ olarak dağda kalmaya devam ediyor.

Everest Dağı’nın Katmandu’nun 300 km. kuzeydoğusundan görünümü. PRAKASH MATHEMA / Stringer / Getty Images

Everest’te ebedi istirahat

Everest Dağı ‘’Dünyanın en yüksek dağı’’ gibi etkileyici bir unvanın yanı sıra, pek çok insanın haberdar olmadığı bir başka unvana da sahip: Dünyanın en büyük açık hava mezarlığı.

1953 yılında Edmund Hillary ve Tenzing Norgay’in zirveye adım atan ilk insanlar olmasıyla, 4 binden fazla insan, birkaç dakikalık görkeme tanıklık etmek adına, sert iklime ve tehlikeli araziye meydan okuyarak onların izinden gitti ve bazıları dağdan hiç ayrılamadı.

‘Death zone’ prosedürleri

Dağın – 7900 metrenin üzerinde kalan – en üst kısmı ‘’ölüm bölgesi’’ olarak biliniyor.

Orada oksijen seviyesi, deniz seviyesinde olduğunun 3’te 1’i kadar ve barometrik basınç, ağırlığın 10 kata kadar fazla hissedilmesine sebep oluyor. Bu ikisinin birlikteliği, tırmanışçıların uyuşuk, şaşkın, yorgun hissetmesine ve organlarda aşırı acıya sebep oluyor. Bu sebeple tırmanışçılar genellikle bu bölgede 48 saatten fazla zaman geçirmiyor. Geçirenler kalıcı hasarlarla ayrılıyor. Bu kadar şanslı olmayanlar ise düştükleri yerde kalıyor.

Standart uygulama, ölen kişiyi olduğu yerde bırakarak cesetlerin sonsuza dek dağın zirvesinde korunmasını ve böylece tırmanışçılar için bir tür uyarı ve hatta yer yön tabelası olarak görev görmesini sağlamak.

Meşhur ‘Yeşil Botlar’

En bilindik cesetlerden biri, ölüm bölgesine ulaşan hemen her tırmanışçının yanından geçtiği ‘’Yeşil Botlar’’. Yeşil Botlar’ın kimliği epey tartışılan bir konu, ancak çoğunlukla onun, 1996 yılında ölen Tsewang Paljor isimli Hintli tırmanışçı olduğuna inanılıyor.

2014 yılında, bulunduğu noktadan kaybolana dek, Yeşil Botlar’ın bedeni, zirveye gidenlerin yolu üzerindeki bir mağaranın yakınlarında dinlenir vaziyetteydi. Tırmanışçıların zirveye ne kadar yakın olduklarının acımasız bir göstergesi haline gelmişti. Sadece botlarının göz alıcı yeşilliği sebebiyle değil, tırmanışçıların yüzde 80’inin dinlenmek için mola verdikleri bir alanda, görmezden gelinemeyecek bir noktada bulunması sebebiyle de bu kadar ünlü olmuştu.

Maxwell Jo/ Wikimedia Commons

David Sharp’ın infial yaratan hikayesi

2006 yılında bir başka tırmanışçı, aynı mağaranın köşesinde oturur ve elleriyle dizlerini sarmış vaziyette Yeşil Botlar’a katıldı.

David Sharp, uzman tırmanışçıların dahi önermeyeceği bir şey yaparak Everest zirvesine tek başına tırmanmaya kalkıştı. Kendinden önceki pek çokları gibi o da, Yeşil Botlar’ın mağarasında dinlenmek için durdu. Birkaç saat içinde donarak öldü ve bedeni o toplu vaziyette, meşhur refakatçisine bir adım mesafede kaldı. Durgun bir dönemde tırmanmayı seçtiği için o esnada tırmanan az sayıda insan tarafından fark edilmeyen Yeşil Botlar’ın aksine, Sharp’ın ölümü boyunca yanından en az 40 insan geçti ve hiçbiri ona yardım etmek için durmadı. Bu sebeple Sharp’ın ölümü Everest tırmanışçılarının kültürüne ilişkin ahlaki bir tartışmayı alevlendirdi.

Bu 40 kişi Sharp ölürken yanından geçip gitmiş; görgü tanıklarının ifadelerine göre görünür şekilde hayatta ve acı çekiyor olmasına karşın kimse biçare dağcıya yardım eli uzatmamıştı. Zirveye ulaşan ilk insan olan Sir Edmund Hillary, Sharp’ı geçip giden tırmanışçıları ve kör eden zirveye ulaşma arzusunu eleştirdiği konuşmasında şu ifadelerde bulunacaktı:

Eğer cidden yardıma ihtiyacı olan biri varsa ve siz hala güçlü ve enerjikseniz o zaman o kişiyi aşağıya indirmek vazifenizdir ve zirveye tırmanmak ikincil bir hal almalıdır.  Everest’e tırmanma konusundaki tutum korkunç bir hal aldı. İnsanlar sadece zirveye ulaşmak istiyor. Acı çeken birini umursamıyorlar bile. Acı çeken birini bir mağarada ölüme terk etmek bana hiç etkileyici gelmiyor.

Zirve Ateşi

Medya, düşünülenden çok daha fazla insanı etkileyen bu fenomeni ‘’zirve ateşi’’ olarak terimleştirdi.

1999 yılında, Everest’te bulunan en eski bedene ulaşıldı. George Mallory’nin bedeni 1924’teki ölümünden 75 yıl sonra, normalden sıcak geçen bir bahar mevsiminin ardından bulunmuştu. Mallory, Everest’e tırmanan ilk insan olmayı hedeflemişti ve bu hedefine ulaşıp ulaşmadığı anlaşılamadan ortadan kayboldu.

George Mallory’in Everest’te kalan bedeni ölümünden 75 yıl sonra bulundu. Dave Hahn/ Getty Images

Bedeni bulunduğunda, bir bacağının yarısı ile sol kolu tamamen korunmuş şekilde ve yüzüstü uzanır vaziyetteydi. Üzerinde yün kıyafetler, ilkel tırmanış ekipmanları ve ağır oksijen şişeleri vardı. Belindeki ip yarası, onu bulanlara, yamaçtan düştüğü sırada bir başka tırmanışçıya bağlı olduğunu düşündürdü. Mallory’nin zirveye ulaşıp ulaşmadığı bilinmiyor. ‘’Everest’e tırmanan ilk kişi’’ unvanı onun değilse de, tırmanışı hakkındaki söylentiler yıllarca dönmeye devam etti.

Zamanının en ünlü dağcısı olan Mallory, neden fethedilmemiş dağa tırmanmak istediği sorusuna meşhur ‘’Orada duruyor da ondan’’ cevabını vermesi ile de bilinir.

Mallory’nin, tarihi 1924 yılına uzanan ilkel araç-gereçleri Jim Fagiolo/ Getty Images

”Zirve, yolun yarısıdır”

Everest’teki en korkutucu görüntülerden biri ise Hannelore Schmatz’ın bedenidir. 1979 yılında Schmatz dağda can veren ilk Alman vatandaşı ve ilk kadın olarak kayıtlara geçti. Schmatz aslında zirveye ulaşmayı başarmıştı ancak dönüş yolunda bitkin düşerek, rehberinin uyarısına rağmen ölüm bölgesinde kamp kurdu.

Geceyarısı vuran kar fırtınasından sağ çıkmayı başaran Schmatz, hedefindeki kamp alanına sadece 100 metre kala, oksijen yetmezliği ve soğuk ısırması sebebiyle güçten düşerek hayatını kaybetti.

Everest’te ölen ilk kadın Hannelore Schmatz’ın donmuş bedeni.

Bedeni hava sıcaklığının sürekli sıfırın altında olduğu bu alanda son derece iyi korunmuş şekilde kaldı. Dağın güney rotasından rahatlıkla görünür pozisyonda, çürümüş bir sırt çantasına dayalı, açık gözleri ve rüzgarda uçuşan saçları ile dururken, büyük ihtimalle sert rüzgarlar üzerini karla kaplamış ya da onu bulunduğu yerden fırlatıp uzaklaştırmış. Son istirahat noktası bilinmiyor.

Dağcıları öldüren ve onların bedenlerini öldükleri yerden almayı imkansız kılan etkenler genellikle aynıdır. Biri Everest’te, özellikle de ölüm bölgesinde öldüğünde, bedenini ‘kurtarmak’ imkansıza yakındır. Hava koşulları, arazi, oksijen azlığı, basınç gibi bileşenler bedenlere ulaşmayı güçleştirir. Bedenler bulunsa bile genellikle yere yapışmış, donmuş vaziyette olurlar ve onları oldukları yerden ayırmak mümkün olmaz.

Aslında iki kurtarmacı Schmatz’ın bedenine ulaşmaya çalışırken ölmüştür. Diğerlerine ulaşmaya çalışırken ölen sayısız kişi vardır. Risklere ve rastlayacakları bedenlere karşın, her yıl binlerce kişi, insanlığın bildiği en etkileyici başarılardan biri için Everest’e akın etmektedir.

Kaynak: ati

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Antik Tarım Toplumlarında Kadınlar Çok Sayıda Ağır İş Yapıyordu

Öz Savunmanın Birincil Kuralı: Kaçabiliyorsan Kaç